TÜRK KÜLTÜRÜ VE TEMELLERİ
Tarihte insanlığın ilerlemesini, üç öğe sağlamıştır. Hız'a sahip olma, hukuk
fikri ve demirin işlenmesi. İlk iki unsur insanlığa manevi ilham kaynağı,
sonuncusu da uygarlığın önde gelen malzemesi olmuştur. İnsan kültürünün bu iki
önemli unsuru, varlığını Türklere borçludur. Bir bozkır kavmi olan Türkler,
tabiatın çok kısır olduğu bu bölgede geçimlerini uzak mesafelerden sağlayabilmek
için vahşi hayvan olan atı terbiye ederek insanlığın emrine vermişlerdir. "At
sırtında geçen bir hayat, baş döndüren bir sür'at, yayladan kışlağa ve kışlaktan
yaylaya doğru sürüp giden bir kovalamaca, onların günlük ve olağan hayatları idi.
Onlar için olağan olmayan şey, ufuktaki dağlar ile vadilerin ötelerinde, uzanan
ülkeleri görememe ve çeşitli zenginlikleri elde edememe idi.
Kısacası "göçebe Türkler tarafından, en eski çağlardan beri yetiştirilen at, tüm
kültüre yön veren, en önemli tesirdir. Atın ehilleştirilmesi olmadan eski çağ ve
erken orta çağın büyük ölçüdeki kavim göçü tasvir dahi edilemez".
Geniş bozkırlarda büyük ve dağınık sürüleri sevk ve otlakları koruma mücadelesi
Türkleri devlet yönetiminde tecrübe sahibi yapmış ve bu durum, o bölgede bütün
insanlara hükmetme duygusunun da doğmasına sebep olmuştur. Böylece, yanyana ve
bir arada huzurla yaşayabilmek için fertler arasında asabiyet bağının
oluşmasının zorunlu olduğu inancı ilk olarak eski Türk kavimlerinde
hissedilmiştir. "Bundan dolayı yeryüzünün ilk devletleri Türkler tarafından
kurulmuş, yani Türkler dünyada `amme hukukunu' vaz eden ilk millet olmuştur".
Bu geçmişten geleceğe bütün Türklerin sosyal hayatlarını düzenleyen, onlara
kural koyan, devletin gücünü de temsil eden Türklerin töre dedikleri devlet
düzenidir. Ziya Gökalp de töreyi şöyle tanımlar: "Atalardan kalan bütün
kuralların toplamı". Töre yazılı yasaları kapsadığı gibi alışkıları (teamülleri)
de içine alır. Töre; hukuksal töre, dinsel töre, ahlaksal töre gibi birkaç
bölümden oluşmaktadır".
"Türk töresini kaybetme", Türk milleti için de söz konusuydu. Devletsiz,
kağansız kalmış bir millet, töresini de kaybetmiş oluyordu. Nitekim Bilge Kağan,
Orhun Abideleri'nde Türk töresini şöyle tarif eder; "... (Türk Milleti'nin)
kağan olarak oturdum. "Ölecek miyiz?" diye düşünüp üzülen Türk begleri ile Türk
beyleri (bana) dönüp, sevindiler! "Bulanmış gözleri" canlandı! Beni gördüler! (yani
bana bağlandılar). "Ağır töreleri", (düzenledim), yürürlüğe koydum. (Dünyanın)
dört bucağındaki "milletleri" de (düzene koydum)!...
Bilge Kağan Yazıtları'nda da ifade edildiği üzere, "Eski Türk devlet geleneğinde
Töre ilahi kaynaklı hakimiyetten (kuttan) ayrılamazdı. Özellikle devlet kuran
her Kağan mutlaka bir töre koyardı. Töre, Türk örf ve geleneklerinin kesin bir
hükümler birliğidir. Töresiz bir ilin ya da devletin varlığı mümkün değildir".
Türk kültür yapısının en hassas ve ince dokusunu "Türk Töresi" oluşturur. "Töre,
milli toplumda ferdi ve sosyal ilişkileri düzenleyen, ferdi disiplin ve
otoriteye bağlayan, milli barış, dayanışma ve beraberliği sağlayan bir kültür
kurumudur. Yabancı kültürler önce bu değer sistemini yıkmak isterler".
Türk töresi rastgele, tesadüfen meydana gelmiş şeylerden ibaret değildir. Bunlar
ayrılmaz bir şekilde milletin varlığına milletin ortak düşünce, duygu ve
kanaatlerine bağlıdır. Töre, Türk milleti ile birlikte doğar, milletle gelişir
ama asla milletle yok olmaz. Kısacası "İl gider, töre kalır". Türk kültürünün
temelini oluşturan, sonuncu unsur ise, "demir"dir. Bu maddenin ilk defa eski
Türk yurdu olan Altay Dağları'nda bulunduğu ve yeryüzüne dağıldığı artık bilinen
bir gerçektir.<BR>Türkler dünyanın ilk demirci kavmi olarak bilinir. Demirin
eritilip istenilen şekil verilmesiyle birlikte, insanlık aleminde uzun ve parlak
bir dönem açılmış oluyordu. Demir Türk uygarlığının ilk simgesidir. "Göktürkler
ile Oğuzlar'ın ataları demirci idiler. Demirciye Moğollar "Darhan" derlerdi.
Dokuz atası demirci olan adam şaman olurdu. Şamanların büyüklerine Tarhan adı
verilirdi. Bundan anlaşılır ki demircilik eski Türklerce sanatların en
saygınıydı"
"Demircilik ile ilgili bir takım merasimler de eski Türkler arasında önemli bir
yer tutardı. Her yıl belli bir günde İlhan, demir merasimi için bir demir
parçasını akkor haline gelinceye kadar ocakta ısıtırdı. Demir, bu hale geldikten
sonra, İlhan'a ait "altın örsün" üzerine konulur. İlhan, altın çekici alarak,
bunun üstüne vururdu. Bundan sonra, koşullar, toylar, şölenler yapılırdı. Bu
merasimler hudutta da yapılır. Ülkeye dışardan girmek isteyen bir yabancı elçi,
bu merasimi yapmadan giremezdi".
Demircinin Türk toplumunda ne kadar önemli konumda olduğunu tarihe ışık tutan
bütün Türk destanlarında görmek mümkündür. Nitekim, Türk sosyo-kültürel yapısını
en iyi işleyen destanlardan biri olan Manas Destanı'nda da anlatıldığı üzere;
"Her akına çıkmadan önce Manas kendi demircisine gider, kılıçlarını biletir,
silahlarını tamir ettirir ve öyle yola çıkardı. Nogay-Han'ı Yoloy'u mağlup
ettikten sonra, onun iki kızını esir ederek yurduna getirmiştir. Bu Han
kızlardan birini, teşekkür ifadesi ile demircisine vermiş ve diğerini de oğluna
nikahlamıştı. Manas, demircisini Darkan yani Tarkan, saygı deyimi ile çağırırdı.
Çünkü Tarkanlık hükümdar tarafından verilmiş çok yüksek bir üstünlük unvanı idi.
Onların bu rütbesi de nesilden nesile sürüp giderdi".
Bu açıklamalarda demirciliğin hem dini ve inanç sistemleriyle ilgisi bulunması
hem de rütbelerin babadan oğula geçmesi, Osmanlılar'ın ilk dönemlerinde kurulan
lonca yani esnaf teşkilatlarının izlerini taşımaktadır. Nitekim, ahilik
teşkilatı üzerine araştırma yapan bazı ilim adamlarına göre, kelimenin kökeni
Orta Asya kaynaklıdır ve taşıdığı mertlik, alplik, yiğitlik, eli açıklık,
konukseverlik hasletlerinin ifade ettiği sanat ve ticaret kurallarının Orta Asya
Türkleri arasında çok yaygın oluşunu göstermektedir.
Belirtmek gerekirse, toplumları uygarlığa yöneltme yolunda en kesin tesirler
yapmış olan bu üç temel unsurun Türk kültürüne özgü özellikler olduğu görüşü
bütün dünyada genel kabul görmüş bir mütalaadır. "W. Koppers, O. Menghin başta
olmak üzere, bir kısım batılı bilginlerce "Altaylılar" tarafından yaratıldığı
ifade edilen ve dünyanın ilk yüksek kültürü olarak tanınan bu Türk (Bozkır)
Kültürü, taşıdığı beşeri değerler sebebiyle süratle etrafa yayılarak kısa
zamanda doğuda Moğolları ve Kuzey Çinlileri, batıda Hind-Avrupalıların bazı
kollarını tesir altına almış ve bir medeniyet vasfı kazanmıştır. Böylece
milattan önceki binlerden, milattan sonra XIV.-XV. yüzyıllara kadar Avrupa ve
Asya'nın step bölgelerinde hakim olan ve son Avrupa ilmi literatüründe "La
civilisation des Steppes" tabiri ile yer almaya başlayan Bozkır Medeniyeti,
adları geçen Batılı araştırmacılara göre, dünyada mevcut ilk medeniyettir. Daha
da mühimi batı medeniyetinin doğuşunda birinci derecede amil oluşudur.
KAYNAK : Gökalp, Ziya, "Türk Töresi", (Haz..: Yusuf Çotuksöken), İnkılap Yay.,
İstanbul 1977., "Türk Uygarlık Tarihi", (Haz..: Yusuf Çotüksöken), İnkılap Yay.,
İstanbul 1981. Kafesoğlu, İbrahim, "Türk Milliyetçiliğinin Meseleleri", Hamle
Yay., İstanbul 1995. Karaca, Kurt, "Milliyetçi Türkiye", Emet Matbaacılık,
Ankara 1976. Ögel, Bahaeddin, "Türk Kültürünün Gelişme Çağları", Türk Dünyası
Araştırma Vakfı Yay., İstanbul 1988. , "Türk Mitolojisi I", Türk Tarih Kurumu
Basımevi Yay., Ankara 1993. Türkdoğan, Orhan, "Türk Tarihinin Sosyolojisi",
Turan Yay., İstanbul 1996. Cemal EROĞLU Sakarya Üniversitesi