|
TEVFİK
FİKRET
Bir patlama...bir duman...ve bütün bir şenlik alayı,
Sahnelediği oyunu seyreden kalabalık; haşin, azgın
Tırnaklarıyla bir kahredici elin, didik didik,
Yükseldi havaya bacak, kelle, kan, kemik...
Ey yüce patlama, ey öc alıcı duman,
Kimsin? nesin? bu saldırıya iten ne, sebep ne? kim?
Arkanda bin meraklı bakış ve sen yoksun,
Görünmeyen bir eli andırıyorsun, kurtarıcı.
Sesinde o öfkenin o korkunç yıldırımı var ki
Her yerde hak ve kurtuluş duygusunu tetikler.
Vuruşunla kahredici ayağı titrer zorbalığın,
En gururlu, görkemli tâcı sarsar yaklaşışın.
Silkip yüzyılların boyunlarındaki ilmiklerini, en çetin
Bir uykudan uyandırır milleti dehşetin.
Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın!
Attın...ama yazık ki, yazıklar ki vuramadın!
Dursaydı bir dakikacık (bu hep) geçen zaman,
Ya da o durmasaydı o tâlihsiz* taç,
Kanlarla bir cinâyete pek benzeyen bu iş
Bir iyilik olurdu, benzeri yüzyıllarca geçmemiş.
Ancak, rastlantı... âh o güçlülerin dostu,
Güçsüzlerin, zavallıların değişmez düşmanı,
Birden yetişti etkisiz kılmaya, bu yakıcı planı,
Söndürdü bir nefeste bu parlak umudu;
Yazdı, alay etmek için bilinçsiz yazgı,
Zulüm tarihine bir övünme önsözünü.
Kurtuldu; hakkıdır, alacak şimdi öcünü;
Ancak; unutmasın şunu (ki) alçaklığın tarihi:
Bir milleti çiğnemekle bu gün eğlenen (alçak)
Bir anlık gecikmeye borçlu bu keyfini
1905 yılının 21 temmuzuydu. Padişah II. Abdülhamit'e Yıldız
camisindeki cuma selâmlığından çıkmış, arabasına doğru ilerliyordu.
Her zamanki gibi, caminin merdivenlerinden inecek ve dört yüz metre
ileride bekleyen arabasına binecekti. Fakat bu sefer ufak bir
gecikme olmuştu. Şeyhülislâm Cemalettin Efendi, Abdülhamit'in yolunu
kesmiş, bazı konularda bilgi istemişti.
Padişah II. Abdülhamit'le Şeyhülislâm Cemalettin Efendi arasındaki
konuşma oldukça uzamıştı. Tam bu sırada korkunç bir patlama duyulmuş,
arkasından araba parçaları ve insan kol ve bacakları dört bir yana
savrulmaya başlamıştı. Padişahın yanında bulunanlar korkuyla
kaçışıyor, canlarını kurtarmak için sığınacak yer arıyorlardı. O
kadar kalabalığın arasında kılını kıpırdatmayan, yüzünde en ufak bir
heyecan ve korku izi görülmeyen tek bir kişi vardı: Kuruntu ve
kuşkusu herkes tarafından bilinen II. Abdülhamit..
Ortada heykel gibi kıpırdamadan duruyordu. Yaverlerinden Miralay
Sadık Bey korku ve telâştan kılıcını yere düşürmüş. Miralay Süleyman
Şefik Bey de apoletini kaybetmişti. Çevresindekilerin can kaygısına
düşüp çil yavrusu gibi dağılmaları, II. Abdülhamit'i çok kızdırmış
ve olaydan sonra yaveri için :
"Kılıcını düşüren yaveri maiyetimde görmek istemem, Trablus'a sürgün
gidecek!.." emrini vermişti. Tehlike savuştuktan sonra, sığındıkları
yerlerden çıkanlara Padişah şunları söylemişti:
"Arabamı çekiniz, burayı kordon altına alınız, sorumluları
tutuklayınız!.." Bu sırada, muhafız kıtalarının tüfeklerine mermi
sürdüklerini görünce, töreni yöneten subaya :
"Selâm emrini verdir, ne duruyorsun!." diye bağırmıştı. Muhafız
kıtası hazır ol durumuna geçince, cami kapısına getirilen arabaya
binen Abdülhamit, âdeti olmadığı halde ayakta durmuş, dizginleri
kendi kullanarak Çit köşküne varmıştı
Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan kurmaya çalışan Ermeni
Komitacıları karşılarında en büyük engel olarak gördükleri Padişah
II. Sultan Abdülhamit'i öldürmek istemişlerdi. Kendileri bu işte
yeteri kadar tecrübeli olmadıklarından, Avrupa ve Rusya'daki
uluslararası anarşistlerle ilişki kurmuşlar, onlardan Abdülhamit'in
öldürülmesi konusunda yardım ve destek sağlamışlardı.
Bu iş için özel olarak İstanbul'a gelenlerden biri de Belçikalı ünlü
anarşist Edvard Jorris'ti. O dönemde anarşizm bütün dünyayı sarmış,
suikasta uğramayan hükümdar ya da cumhurbaşkanı hemen hemen
kalmamıştı. Şimdi sıra II. Abdülhamit'teydi. Edvard Jorris, göze
çarpmamak için Singer şirketine memur olarak girmiş, Padişah'ın cuma
selâmlıklarını büyük bir dikkatle izlemeye başlamıştı. Abdülhamit,
cuma günleri Yıldız camisinden çıktıktan sonra, 1 dakika 42 saniyede
arabasının yanına gidiyordu. Birkaç cuma selâmlığını gözleyen Jorris,
bu sürenin hiç değişmediğini. Padişahın bir saat düzeni içinde bu
yolu, daima 1 dakika 42 saniyede aldığını görmüştü.
Suikastı hazırlayan örgüt oldukça genişti. Jorris'ten başka,
Rusya'dan gelen Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina,
Hacı Nişan Minasyan, Mıgırdıç Serkis Garibyan, Karabet Ohanesyan,
Vahram Sabun Kendiryan, Silviyoriçi, Sari Torkom, Trase Yuvanoviç bu
örgütün belli başlı üyeleriydiler.
Hazırlanan plana göre, Yıldız camisi önünde bomba çatlatılıp II.
Abdülhamit öldürüldükten sonra, Galata Köprüsü, Tünel, yabancı banka
ve kurumlar havaya uçurulacak, yabancı devletlerin işe karışmaları
sağlanacaktı. Filibe şehrinde Ermeni Komitacıları büyük bir toplantı
yapmışlar, bu toplantıya Slav ve Siyonist örgütleri de katılmıştı.
Pro Armenia gazetesi başyazarı Pirkiyar da bu toplantıda bulunanlar
arasındaydı. Yapılan görüşmeler sonunda plan hazırlanmış ve II.
Abdülhamit'in Yıldız camisinden çıkarken öldürülmesi
kararlaştırılmıştı.
Gerçek adı Kristofor Mikaelyan olan fakat Samuel Fayn takma adiyle
dolaşan Rus Ermenisi, Viyana'da Neseldorfer Wagenbefcu Fabriks
Geselschaft firmasına bir fayton yaptırmış ve bunu parça parça
Türkiye'ye sokmuşlardı. Deniz yoluyla gelen faytonun parçalarını
İstanbul'da komitenin adamı Silviyoriçi alıyor, muayenesiz geçmesi
için de gümrük memurlarına para yediriyordu.
İçine patlayıcı madde yerleştirilecek biçimde yaptırılan bu araba,
bir araya getirildikten sonra, Şişli dışında denenmiş, amaca uygun
bulunmuştu. Faytona 80 kilo patlayıcı maddeyle 20 kilo demir parçası
konmuş, arabaya koşulacak atlar da, o dönemin ünlü tiyatrocularından
"Kel" Hasan Efendi'den satın alınmıştı. "Machine İnfernale-Cehennem
Makinesi" adı verilen ve bombayı istenilen zamanda patlatacak olan
araç, Fransa'dan getirtilmişti. Bütün bunlar tamamlandıktan sonra,
21 Temmuz 1905 cuma günü fayton, Abdülhamit'in dört at koşulu
arabasının yanına bırakılmış, Padişahın camiden dışarıya çıkması
beklenmeye başlanmıştı.
Abdülhamit, caminin kapısında görününce Kristofor Mikaelyan ve kızı
olarak tanıttığı Robina, Cehennem Makinesini çalıştırarak, bomba 1
dakika 42 saniye sonra patlayacak duruma getirilmişti. Fakat Padişah,
kapı önünde Şeyhülislâm Cemalettin Efendi'yle konuşmaya dalınca,
süre dolmuş, Abdülhamit ölümden kurtulmuştu. Suikast amacını
gerçekleştirememişti ama, tam 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştı.
Ayrıca, 17 arabayla 20 at da parçalanmıştı. Cehennem Makinesi'ni
çalıştırdıktan sonra kaçamayan Kristifor Mikaelyan da ölüler
arasındaydı.
Suikastçılardan birçoğu yabancı pasaport taşıdıklarından yurt dışına
kaçmışlardı. Fakat Edvard Jorris yakalanmıştı. Arabanın parçaları
arasında bulunan Neseldorfer kelimesiyle 11123 rakamı, olayın
aydınlanmasını sağlamış, konuşmamakta direnen Edvard Jorris de her
şeyin ortaya çıktığını görünce, bütün bildiklerini anlatmıştı.
Suikastçılardan Hacı Nişan Minasyan, sorgusu sırasında gittiği
yüznumarada, teneke ibrikle bilek damarlarını ve karnını yırtarak
intihar etmiş, geri kalanlar idam cezasına çarptırılmışlardı.
Abdülhamit, Edvard Jorris'i bağışlamış, ayrıca kendisine 500 altın
vermişti. Jorris, daha sonraları Avrupa'da Abdülhamit'in bir ajanı
olarak çatışmış, saraya önemli raporlar göndermiştir.
Abdülhamit'in Ermeni Komitacıları tarafından öldürülememesi, nedense
Tevfik Fikret'i pek üzmüş ve bu üzüntüsünü "Bir Lâhza-i Ta'ahhur -
Bir anlık duraklama" adlı şiirinde şu mısralarla belirtmişti :
"Ey şanlı avcı, damını bihûde kurmadın.
Attın fakat yazık ki, yazıklar ki, vurmadın"
Tevfik Fikret, Türk Edebiyatının duayeni, bu olay üzerine hemen
kolları sıvayıp böyle sığ ve alçakça bir şiiri yazıvermişti.
Ekmeğini yediği yere ihanet etmek değimini Tevfik Fikret'e armağan
edebiliriz. Sultan Abdülhamid'e ne kadar muhalif varsa, bu gün
onların isimleri ya cadde ismi olmuş(örn, MİTHAT PAŞA), ya da
şiirleri edebiyat kitaplarında baş köşeye oturtulmuştur, bu durum
gerçekten bana dayanılmaz bir acı veriyor. Otuz üç sene bir tek
toprak kaybettirmemiş, uyguladığı denge politikası ile düşmanlarını
birbirine düşürmüş, merhameti sayesinde birkaç vatan haini dışında
kimseye idam cezası vermemiş bir padişaha bu lafları söyleyen şair
ve münevverlerimize! Yazıklar olsun.Zaten Ermeni kundakcısının sonu
da sevgili münevverimiz Tevfik Fikret'in dediği gibi, "KURTULDU
HAKKIDIR ALACAK ŞİMDİ ÖCÜNÜ" olmamıştır, Ulu Hakan Ermeni
kundakçısını affedip cebine para koyarak, Osmanlı adına ajanlık
yaptırmıştır, işte lider budur merhamet ve akılla yoğrulmuş
Sultanımıza saygı ve sevgilerimizle. Yazımızı Tevfik Firkete cevaben
Ulu Hakan Abdülhamid Han'ın o meşhur sözü ile bitirelim; Bir Osmanlı
Padişahı ve Halifesine bomba ile kast eden Ermeni kundakçılarını
alkışlamayı vatanperverlik sayan münevverleri görünce, kim
olduklarını tanısınlar diye
Hiçbir namuslu Ermeni, padişahına kast
eden eli bombalı ırkdaşına "şanlı avcı" diyecek kadar hayâsız
olmamıştır.
|