|
Misâk-ı
Millî ve Lozan Barış Konferansı Belgelerinde
M
u s u l M e s e l e s i

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
Gazi Üni. Eğt. Bil. Ents. Müdürü
(2023,
Aralık 2001, sayfa 30-37)
Giriş
Musul Bölgesi, I. Dünya Savaşı sonlarına kadar Batılı kaynaklarda
genellikle, Irak'tan ayrı olarak, yukarı "El-Cezire" bölgesi içinde
gösterilmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra ise bölge daha çok siyasî
sebepler yüzünden Irak'ın parçası olarak kabul edilmiştir.
Musul, ilk olarak 1055-1056 yıllarında Selçuklu Devleti'ne
bağlanmıştır. Bu tarihten itibaren Türkleşen Musul, I. Dünya Savaşı
sonuna kadar değişik Türk devlet ve beyliklerinin hâkimiyet sahaları
içerisinde yer almış, Türkler tarafından bir vatan toprağı olarak
kabul görmüştür. Osmanlı Devleti öncesinde bölgede hüküm süren Türk
devlet ve beylikleri sırayla şunlardır: Zengiler, Timurlular,
Akkoyunlular ve Safeviler.
Musul, Osmanlı hâkimiyetine ilk olarak Yavuz Sultan Selim'in
1514 tarihli Çaldıran Seferi'yle girmiş, Kanuni Sultan Süleyman'ın
1534-1535 tarihinde gerçekleştirdiği Bağdat Seferi'yle bu hâkimiyet
perçinlenmiştir. Osmanlı hâkimiyeti ile Musul, Süleymaniye, Kerkük
ve Musul sancaklarından meydana gelen bir vilâyetin merkezi
olmuştur. XX. yüzyılın başlarında vilâyetin nüfusu ise 350.000
civarındadır.
İtilaf Devletleri gerek Paris Barış Konferansında gerekse San
Remo görüşmelerinde Musul'u aralarında pazarlık konusu yapmışlardır.
25 Nisan 1920 tarihinde San Remo'da imza edilen Musul petrolleri
konusundaki anlaşma galip devletlerin petrol paylarını tespit
etmekteydi. Buna göre, petrol şirketi devamlı olarak İngiliz
yönetiminde kalacak, ayrıca İngiltere hisselerin %75'ine sahip
olacak ve eski Alman hissesi olan % 25'lik pay ise Fransa'ya
devredilecekti.(1)
Musul üzerindeki Osmanlı hâkimiyeti, I. Dünya Savaşı sonuna
kadar sürmüştür. I. Dünya Savaşı ile İtilaf Devletleri'nin Musul
üzerindeki siyasî emelleri Irak Cephesi'nin açılmasına sebep olmuş,
savaşla birlikte Hindistan'dan gönderilen İngiliz kuvvetleri
Basra'ya çıkarak kısa zamanda Bağdat'a kadar ilerlemişlerdi. Osmanlı
Devleti Irak Cephesi'nde önemli başarılar elde etmesine rağmen,
savaşın sonuna doğru diğer cephelerde olduğu gibi, Irak Cephesi'nde
de geri çekilmek zorunda kalmıştır. 30 Ekim 1918'de Mondros
Mütarekesi imzalandığı sırada Ali İhsan (Sabis) Paşa 6. Ordu
Kumandanı olarak Musul'da bulunmakta idi. Öte yandan İngilizler ise
süratli bir işgal hareketi ile Musul'a hâkim olma çabası
içerisindeydiler.
Musul meselesi, Mondros Mütarekesi'nin imzalanması ile başlayıp,
1926 yılı Haziran ayına kadar geçen süre içinde çeşitli safhalardan
geçmiş ve yeni Türk Devleti'nin İngiltere'yle olan ilişkilerinin
temel meselesini oluşturmuştur. Bu mesele zaman zaman Türk-İngiliz
ilişkilerini savaş noktasına4ahi getirmiştir.
Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı Sırasında Musul'un Durumu
Türk Ordusu'nun 1915 yılı Kasım ayında İngilizler'i Kut'ul-Amare'de
yenilgiye uğratmasına rağmen, bu zaferin olumlu neticeleri elde
edilememiş, takviye edilen İngiliz birlikleri bölgede yavaş yavaş
hâkimiyetlerini tesis etmeye başlamışlardı. Bağdat'ın Mart I917'de
İngilizler'in eline geçmesiyle Türk ordusunun kuzeye çekilmesi
hızlanmış, Musul vilâyeti ciddî bir işgal tehlikesi ile karşı
karşıya kalmıştır.
Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından birkaç gün önce Musul'da
6. Ordu Komutanlığı'na getirilen Ali İhsan Paşa, Mütareke'nin
imzalanmasına kadar Musul'un İngilizler'in eline geçmemesi için
gayret sarfetmesine rağmen, bunda başarılı olamamıştır. 25 Ekim'de
başlayan İngiliz taarruzu 30 Ekim'de önemli sayıda Türk birliğinin
esir edilmesi ile sonuçlanmıştı.
Mütareke'nin yürürlüğe girdiği andan (31 Ekim 1918 günü, saat
12.00'de) itibaren, geri çekilmekte olan Ali İhsan Paşa'nın 6.
Ordusu olduğu yerde durmuştu. Bu sırada 6. Ordu birlikleri batıdan
doğuya doğru Rakka, Miyadin, Telâfer, Dibeke, Çemçemal, Süleymaniye
hattı üzerinde idi. İngiliz kuvvetleri ise EI-Hazar, Gayyare,
Altınkopru, Kerkük, Hanikin hattında bulunuyordu.(2)
Yâni Mütareke'nin imzalandığı gün, Kerkük merkezi hariç, Musul ve
Musul vilâyetinin büyük bir kısmı Osmanlı Ordusu'nun elinde idi.
Mütareke hükümlerine göre bölgede bulunan bütün kuvvetlerin
yerlerinde kalmaları gerektiği hâlde, İngiliz kuvvetleri buna
uymamışlardır. İlerlemeye devam eden İngilizler, l Kasım'da
Hamamalil'e girmişler, buradan Musul'u işgal edeceklerini söyleyerek
Türk kuvvetlerinin Musul şehrinden 5 km. kuzeye çekilmelerini
istemişlerdir.
Ali İhsan Paşa, İngilizler'in bu talebini Sadrazam'a bildirmiş,
bir seri telgraf görüşmeleri sonucunda Sadrazam, Ali İhsan Paşa'ya 8
Kasım tarihli telgrafı ile 15 Kasım günü şehrin boşaltılması
talîmâtını vermiştir. Ali İhsan Paşa, bu talîmâta uygun olarak 10
Kasım'da Musul'u İngilizlere terk etmiş, ordu karargahı ile birlikte
Nusaybin'e doğru çekilmiştir.(3)
Misâk-ı
Millî'ye Göre Musul'un Durumu
Görüldüğü gibi Musul, Mütareke hükümlerine ve uluslararası savaş
kaidelerine aykırı bir şekilde işgal edilmiştir. Burada 31 Ekim günü
saat 12.00 itibariyle her iki tarafın kuvvetlerinin durumu üzerinde
ayrıntılı bir şekilde durmamızın temel sebebi; Misâk-ı Milli'ye göre
güney sınırlarının tesbiti meselesinde Mütareke'nin yürürlüğe
girdiği andaki ordumuzun fiili durumunun temel bir kıstas olarak
dikkate alınmasından dolayıdır.
Bölünmez bir Türk yurdunun sınırlarını tespit eden ve 28 Ocak
1920 tarihli gizli oturumda son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı
tarafından kararlaştırılan Misâk-ı Millî'nin birinci maddesi,
Türkiye'nin güney sınırlarını tesbit etmektedir. Misâk'ın birinci
maddesinde; "Osmanlı Devleti'nin özellikle Arap çoğunluğunun
yerleşmiş olduğu (30 Ekim 1918 günkü Mütareke yapıldığı sırada)
düşman ordularının işgali altında kalan bölgelerin geleceğinin,
haklarını serbestçe açıklayacakları rey sonucu belirlenmesi gerekir;
söz konusu mütareke çizgisi içinde din, soy ve amaç birliği
bakımlarından birbirlerine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri
duyguları besleyen soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin
koşullarına saygılı Osmanlı-İslâm çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu
kesimlerin tümü ister bir eylem, ister bir hükümle olsun, hiçbir
nedenle birbirinden ayrılamayacak bir bütündür" şeklindeki yaklaşım
açıktır. Buna göre mütareke hattı esas alındığında Musul, Kerkük ve
Süleymaniye'nin ve diğer tarafta Hatay bölgesinin Anadolu'nun
ayrılmaz bir parçası olduğu açıktır.
Mütareke anında Türk Ordusu'nun Gayyare'de bulunduğu tüm
kaynaklarca kabul edilmektedir. Sadece Kerkük sancağı 31 Ekim tarihi
itibariyle İngiliz kuvvetlerinin eline geçmiş olarak gösteriliyorsa
da(4)
Nejat Kaymaz, General Sedat Doğruer'in eserine dayanarak "Kerkük'ün
de savaşın durması gereken saatten sonra İngilizler'in eline geçmiş
olabileceği" ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğuna işaret
etmektedir(5).
Esâsında bu durumun ihtimal olmayıp kesin bir gerçeği ifâde ettiğini
Mustafa Kemal Paşa'nın tespitlerinden anlamak mümkündür. Mustafa
Kemal Paşa daha Misâk-ı Mîllî ilân edilmeden önce Ankara'ya
gelişinin ertesi günü Ziraat Okulu'nda yaptığı 28 Aralık 1920
tarihli konuşmasında haksız işgali dile getirerek Musul'un Mütareke
anında Türk Ordusu'nun hâkimiyetinde bulunduğunu ifâde etmiş,
İngiliz işgalini İstanbul'un işgalinde olduğu gibi haksız ve
Mütareke hükümlerine uymayan bir teşebbüs olarak değerlendirmiştir".(6)
Esâsında İngilizler'in Musul'u işgal etmeleri askerî anlamda bir
statü değişikliğinden başka bir durumu ifâde etmemiştir. Musul'u
işgal etmişler ancak bölgeye hâkim olamamışlardır. Bölgedeki
aşiretleri kontrol altında tutma konusunda ciddî sıkıntıları
olmuştur. Kerkük ve Süleymaniye halkı İngiliz himayesine sıcak
bakmamışlar(7),
tam aksine rahatsızlık duymuşlardır. Müslüman kabileler İngilizler'e
vergi vermekte direnmişler, sık sık sokak kavgalarına girmişlerdir.
Yöre halkının ekseriyeti kesinlikle Türk tarafında yer almıştır(8).
Musul halkı, Ankara'da ilk B.M.M.'nın açılmasıyla güçlenen Millî
Mücâdele hareketine destek vermiştir. Hatta bölgede bulunan Araplar
dahi İngilizler'e karşı Mustafa Kemal Paşa ile işbirliğini
düşünmüşlerdir. M. Kemal Öke, İngiliz belgelerine dayanarak
Musul'daki Arap ve Kürtler'in, İngiliz himayesindeki Faysal'a değil
de Anadolu'ya dayanmayı tercih ettiklerini ifâde etmektedir"(9).
Musul halkının bu arzuları karşısında Ankara hükümeti duyarsız
kalmamıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın 1 Mayıs 1920 tarihinde B.M.M.'nde
yaptığı konuşma, Musul konusundaki düşüncesini ve uygulanması
gereken politikayı açık bir şekilde ortaya koymaktadır:
"Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi
olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-u millîmiz,
iskenderun'un cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul'u,
Süleymaniye'yi, Kerkük'ü ihtiva eder. İşte hudud-u millîmiz budur
dedik!"(10)
M. Kemal Paşa ve Ankara hükümeti, ortaya koyduğu bu
kararlılığını Lozan Konferansı'na kadar olan süre içinde çeşitli
vesilelerle göstermiştir. İngilizler'in Ocak 1921'de Erbil ve
Revanduz arasında bulunan ve Türkler'i destekleyen "Sürücü
Aşireti"ne saldırmaları üzerine M. Kemal Paşa, Millî Müdâfaa
Vekâleti'ne çektiği telgrafla Revanduz bölgesine asker
gönderilmesini istemiştir"(11).
Bu görev Kaymakam ve Milis Yarbay Özdemir Bey'e verilmiş, Özdemir
Bey, kuvvetleriyle başlangıçta bölgede oldukça önemli başarılar elde
etmiş ancak daha sonra çekilmek zorunda kalmıştır. Özdemir Bey'in
Revanduz'da kazandığı başarı, bölgedeki halk ve aşiretlerle
üzerindeki nüfuzu Türk Genelkurmayı'nı Musul'un kurtarılması için
bâzı askerî tedbirlerin alınmasına sevk edecektir. Dönemin
Genelkurmay Başkam Fevzi Paşa 7 Eylül 1922 tarihli yazıyla El-Cezire
Cephesi Kumandanlığından, Musul'a taarruz için gerekli hazırlıkların
yapılmasını dahi isteyecektir.(12)
Görüldüğü gibi Ankara Hükümeti, daha Lozan Konferansı'nın
başlamasından önce Musul'un gerekirse silah yoluyla kurtarılması
için İngilizler'e karşı bir harekâtı göze almıştır(13).
Ancak Türk Kuvvetleri'nden bir kısmının Batı Cephesi'ne kaydırılmak
zorunda kalınması ve daha sonra konferansın başlaması, bu isabetli
düşüncenin gerçekleşmesine engel olacaktır.
Gerek Mütareke hükümlerine göre, gerekse Mütareke hattını esas
alan Misâk-ı Millîye göre Musul vilâyeti Türk sınırları
içerisindedir. Musul'un Misâk-ı Millîye dahil olması tarihî ve
askerî bir hakikatin ifâdesinden başka bir şey değildir.
Lozan Konferansı'nda Musul Meselesi
Lozan Konferansı'nda üzerinde çetin tartışmaların meydana
geldiği konu "Musul Meselesi" olmuştur(14).
Türkiye için hayatî bir öneme sahip olan Musul, müzakerelere ve
müttefiklerine hâkim olan İngiltere için de gerek zengin "petrol
kaynakları" ve gerekse "Hindistan yolunun emniyeti" bakımından ele
geçirilmesi zorunlu görülen stratejik ve iktisadî öneme sahip bir
bölgedir(15).
Türkiye için ise asgari vatan sınırlarını ifâde eden Misâk-ı
Millînin vazgeçilmez bir ilkesidir.
Lozan görüşmelerine, Dışişleri Vekili olan Yusuf Kemal Bey'in
istifa(16)
etmesi üzerine O'nun yerine seçilen İsmet Paşa heyet başkanı olarak
katılmıştır. Maliye Vekili Hasan Bey ve Sağlık Vekili Rıza Nur Bey
de heyet üyesi olarak Lozan görüşmelerinde Ankara Hükümeti'ni temsil
etmişlerdir.
İsmet Paşa'nın gerek T.B.M.M.'de yaptığı konuşmada gerekse
Sapanca'da trende iken gazetecilere verdiği demecinde Türk heyetinin
amacının Misâk-ı Millîyi gerçekleştirmek olduğunu ısrarla
vurguladığı görülmektedir.(17)
Musul meselesi, ilk olarak Lozan Konferansı'nın 23 Ocak 1923
tarihli oturumunda ele alındı. İsmet Paşa Türk tezini siyasî,
tarihî, etnografik, coğrafî, ekonomik ve askerî açılardan geniş bir
şekilde ilmî ve aklî delillere dayanmak suretiyle izah etti.
İsmet Paşa'nın bu konuşması incelendiğinde Musul'un bir Türk
toprağı olarak telakkî edilmesindeki gerekçelerin yanı sıra
İngiltere'nin ortaya koymaya çalıştığı iddiaları da çürüttüğü
görülür. Esasında Türk tezinin dayandığı temel nokta etnografik
sebeplerdir. Musul vilâyetinde yerleşik nüfus, 503.000 kişi olarak
gösterilmiş veTürk-Kürt ayrımı yapılmaksızın çoğunluğun Türk olduğu
vurgulanmış ve bölgenin Anadolu'dan ayrılamayacağı belirtilmiştir.
İsmet Paşa son resmî Türk istatistiklerine dayanarak Musul'u
meydana getiren unsurları şu şekilde gösterilmiştir:(18)
Türk.........................................146.960
Kürt.........................................263.830
Arap .........................................43.210
Gayri Müslim..............................31.000
TOPLAM..................................503.000
İngiliz Heyeti'nin verdiği rakamlar ise şu şekildedir:
Türk..........................................65.895
Kürt........................................452.720
Arap.......................................185.763
Hıristiyan .................................62.225
Yahudi .....................................16.865
TOPLAM.................................785.468
Verilen bu rakamlardan da anlaşılacağı gibi Araplarla Müslüman
olmayan grupların vilâyet nüfusu içinde azınlıkta, Kürtler'le
Türkler'in çoğunlukta olduğunu İngiliz temsilcileri de kabul
etmektedir. İsmet Paşa'nın ortaya koyduğu diğer sebepleri ise şu
şekilde özetlemek mümkündür:
- Musul vilâyetinde oturanlar yeniden Türkiye'ye bağlanmayı
ısrarla istemektedirler; çünkü, sömürgeleşmiş bir halk olmaktan
çıkarak, bağımsız bir devletin yurttaşları olacaklarını
bilmektedirler.
- Coğrafî ve siyasal bakımlardan, bu vilâyet, Anadolu'yu
tamamlayan bir parçadır. Musul ancak Anadolu'ya bağlı kalmakla
gerçek çıkış yerleri olan Akdeniz limanlarıyla sıkı ilişki
kurabilecektir.
- Hukukî bakımdan hâlâ Osmanlı Devleti'nin bir parçası olan
Musul için İngiltere'nin yapacağı bütün antlaşmaların ve
sözleşmelerin hukukî açıdan hiçbir değeri olamaz.
- Anadolu'nun güney kesimlerini birleştiren yolların kavşak
noktası olan Musul'un ticaret ilişkilerimiz ve bu bölgenin
güvenilirliği bakımından Türkiye'nin elinde olması zorunludur.
- Musul vilâyeti, Türkiye'nin birçok başka parçaları gibi,
savaşın durmasından sonra ve yapılmış sözleşmelere aykırı olarak
Türkiye'den alınmıştır. Bu yüzden, aynı durumda kalmış öteki
bölgeler gibi, Musul'un da Türkiye'ye verilmesi gerekir(19).
İsmet Paşa'dan sonra söz alan Lord Curzon ise ortaya koyduğu
karşı teziyle Türk taleplerini çürütmeye çalışmış ancak bunda
başarılı olamayacağını anlayınca başka metotlardan istifâde etmeyi
düşünmüştür. Curzon'un ilk manevrası Musul meselesini normal
seyrinden çıkartmak(20)
suretiyle İngiltere'nin Musul'u alıkoymak istemesinin "petrol
tesiriyle" olduğu gerçeğini kamuoyundan saklamayı başarmasıdır.
Böylece otel odalarında görüşülmeye başlanan Musul meselesinde
Türkiye'nin haklılığını anlatabilme ve İngiltere'nin gerçek
emellerini teşhir etme fırsatı kaçırılmış oluyordu(21).
Bu otel görüşmelerinin birinde Türk Heyeti ikinci delegesi Rıza Nur,
Lord Curzon'a "Musul'un Türkler'e bırakılması hâlinde diğer ihtilaf
konularında Ankara ile derhal anlaşma sağlanabileceği garantisini
dahi vermiş, daha da ileri giderek İngilizler'e petrol imtiyazını
teklif ederek(22)
Musul'un Türkiye'ye verilmesini"(23)
istemiştir. Rıza Nur'un hatıraları incelendiğinde görüşmeler
sırasında İngilizler'in Süleymaniye sancağının Türkiye'ye
verilmesini teklif ettiklerini ancak buna Türk heyetinde askerî
müşavir olarak bulunan Tevfik (Bıyıklıoğlu) Bey'in karşı çıktığını
ifâde etmektedir(24).
İkinci celse görüşmelerinde meselenin iyice çıkmaza girmesi
İsmet Paşa'nın yeni bir çözüm yolu önermesiyle aşılmak istenmiştir.
İsmet Paşa'nın bölgede "plebisit" yapılması yönündeki teklifi yine
Lord Curzon tarafından kabul edilmemiştir. Gerekçe ise oldukça
şaşırtıcıdır. Curzon'a göre, bölge halkının rey verme alışkanlığı
yoktur. Bu konuda tecrübe sahibi olmadıklarından plebisitin amacını
anlayamayacaklarını ileri sürerek(25),
koruduklarını ve haklarını savunduklarını iddia ettikleri bölge
halkının adeta "cahiller topluluğu" olarak kabul ettiklerini
göstermişlerdir(26).
Plebisit teklifi karşısında Lord Curzon'un ikinci önemli
manevrası Musul meselesinin Cemiyet-i Akvam'a havalesi ve kararın
cemiyet tarafından verilmesi teklifidir. Bu teklif İngiltere'nin
müttefikleri tarafından da desteklenmiştir.
İsmet Paşa'nın, bir defa daha Türkiye'nin Musul'dan
vazgeçmeyeceğini bildirmesi üzerine o günkü celse tatil edilmiştir.
Daha sonraki gelişmelerde herhangi bir sonuç elde edilemedi. 4
Şubat'ta yeni bir barış projesi hazırlayan İngilizler ve
müttefikleri barış görüşmelerinin kesilmesi tehdidinde bulunarak
bunu Türk heyetine kabul ettirmeye çalıştılar. Fakat İsmet Paşa bu
teklifi kabul etmedi ancak 4 Şubat 1923 tarihinde yazılı bir teklif
yaparak Musul meselesini Türkiye ile İngiltere arasında bir yıl
içinde ortak bir anlaşmayla çözümlemek üzere konferans programından
çıkarılmasını istedi(27).Görüşmeler
aynı gün sona erdi ve İsmet Paşa, Romanya üzerinden Türkiye'ye döndü(28).
Lozan Görüşmelerinin T.B.M.M.'de Yol Açtığı Tepkiler
T.B.M.M, 21 Şubat 1923 tarihli gizli oturumunda Lozan
Konferansı'nda meydana gelen hâdiseleri ve İsmet Paşa'nın
müttefiklere teklif ettiği sulh projesini görüşmeye başladı. İlk
olarak İsmet Paşa söz alarak konferans hakkında oldukça uzun bir
konuşma yaptı ve Meclis'e bilgi verdi. Müttefik devletlerin Türk
Heyeti'ni tehdit ettiğini söyleyerek " "dedi.(29)
İsmet Paşa'nın izahından sonra 27 Şubat'tan itibaren yaklaşık
bir hafta süreyle Lozan görüşmeleri milletvekilleri arasında çetin
tartışmalara ve karşılıklı atışmalara sebep olmuştur. T.B.M.M.'de
muhalefet partisi rolünü üstlenen ikinci gruba mensup
milletvekilleri "Musul verilemez, gerekirse bu uğurda savaşırız"(30)
anlayışı içindeydiler. Bu heyecan içinde defalarca söz alarak İsmet
Paşa'ya ve Vekiller Heyeti'ne çeşitli suçlamalarda bulunmuşlardır.
İkinci grubun önde gelen isimlerinden Hüseyin Avni ve Ali Şükrü
beyler başta olmak üzere birçok milletvekilleri yaptıkları
konuşmalarda Lozan görüşmelerinde "Misâk-ı Milli'den taviz
veriliyor" iddiası ile endişelerini dile getirmişlerdir.
Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey, yaptığı konuşmalarda sık sık
"Mehmetçiğin süngüsüyle kazanılan muazzam zafer, Lozan'da heba
edildi"şeklinde sert eleştirilerde bulunmuştur. Musul
meselesinin çözümünün ertelenmesi ve bir sene sonraya bırakılması
ise heyetin yaptığı büyük bir hata olarak değerlendirilmiştir.(31)
Siirt Mebusu Necmettin Bey Musul'u terk etmenin bütün doğu
vilâyetlerini terk etmek anlamına geldiğini, bu meselenin Cemiyet-i
Akvam'a havale edilmesinin, Musul'u İngiltere'ye vermek anlamına
geldiğini ısrarla ifâde etmiştir.(32)
Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey, gerek Vekiller Heyeti'nin, gerekse
T.B.M.M.'nin Misâk-ı Millî'den zerre kadar fedakârlıkta bulunması
hâlinde, millet ve namus adına bu işten el çekmeli ve çekip
gitmelidir şeklindeki sert çıkışıyla mevcut hükümeti uyarmıştır"(33).
Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey de bir Kürt olarak, "Bir insanı
ikiye bölmek veyahut herhangi bir parçasını ayırmak mümkün değil
ise, Musul'u Türkiye'den ayırmak da mümkün değildir" diyerek,
bölgede bu tip bir ayrılığın olmadığını savunmuştur(34).
Görüşmeler sırasında tenkit edilen konuların başında; Misâk-ı
Millî'den taviz verilmiş olması, Türk murahhas üyelerinin yeterli
politik mücadele gösterememeleri, Heyet'in yetkilerini aşması ve
gerekli konularda T.B.M.M.'ne danışılmaması ve Lozan görüşmeleri ile
ilgili olarak Meclis'in yeterince aydınlatılmamış olması
gelmektedir. Görüşmelerde T.B.M.M.'ne başkanlık eden Ali Fuat Paşa
da hatıratında "Meclis hakikaten tenvir edilmemiştir.
Müttefiklerin yanlış tercüme ve tabedilmiş projesinden başka elde
yazılı bir şey yoktu" demektedir(35).
Ali Fuat Paşa tartışmalar sırasında T.B.M.M.'nin içinde bulunduğu
havayı şu sözleriyle yansıtmaktadır; "Mebuslar.... hükümeti
ihmalkârlıkla itham ediyorlardı. Gerek hükümeti ve gerekse
başmurahhas İsmet Paşa'yı mes'ul tutmak yoluna gidiyorlardı.
Konuşmaların hemen hepsi, şiddetli ve sinirli idi. Mebusların
Misâk-ı Millî'den bazı fedakârlıklar yapılmak suretiyle hazırlanan
mukabil projenin müttefiklerce kabulü halinde Meclis'in millet
muvacehesinde düşeceği durumdan son derece telaşlandıkları belli
oluyordu. Hatiplerin birbirinden heyecanlı ve sinirli konuşmaları
Meclis'in havasını büsbütün karıştırmıştı. Evvelâ Rauf Bey ve
bilahare M. Kemal Paşa'nın mufassal izah ve beyanatları Meclis
ekseriyetini kısmen de olsa sükûnete getirmişti."(36)
Rauf Bey'in görüşmelerde, Musul meselesinin önce tehir, daha
sonra ise Cemiyet-i Akvam'a havale edilmesinin Türkiye'ye nelere mâl
olacağının farkında olan mebusların(37),
sorduğu her soruya cevap vermeye çalışması ve bu çetin münakaşada
İsmet Paşa'nın yanında yer alması, tartışmaları iyice çıkmaza
sokmuştu. Rauf Bey, uyguladıkları siyaseti, özetle şu şekilde izah
etmektedir: "Biz, Mustafa Kemal Paşa ile İsmet gerekli izahatı
alıp durumu tahlil ile tahkik ettikten sonra esas itibariyle işi
harbe gitmeden halletmenin bir çaresini bulmak noktasında mutabık
kaldık."(38)
Rauf Bey'in ortaya koyduğu bu politika aynı zamanda Vekiller
Heyeti'nin de kararıdır. Kemal Paşa'nın fikir ve düşünceleri ise çok
farklı değildir. Ancak M. Kemal Paşa'nın Musul meselesine çok daha
geniş bir çerçeveden baktığını hemen belirtmek gerekir.
25.12.1922'de Le Journal muhabiri Paul Herriot'a Çankaya'da verdiği
beyanatta Musul konusundaki görüşlerini şu şekilde açıklamıştır: "Musul
vilâyetinin hudud-u millîmize dahil araziden olduğunu biddefeat ilân
ettik. Lozan'da elyevm karşımızda ahz-ı mevki etmiş olanlar bunu
pekâlâ bilirler. Vatanımızın hudutlarını tayin ettiğimiz zaman büyük
fedakârlıklara katlandık... Artık millî arazimizden en ufak bir
parçasını bizden koparmaya çalışmak pek haksız bir hareket olur.
Buna katiyyen muvafakat edemeyiz."(39)
M. Kemal Paşa, Lozan Konferansı'nın kesintiye uğramasından ve
İngiliz tehditlerinden sonra da bu düşüncelerini aynen muhafaza
etmiştir. Meclis'te Lozan ile ilgili tartışmalar sırasında Musul
meselesinin çözümlenmesini sonraya bırakmayı uygun görmüştür. O'nu
bu karara sevk eden en önemli sebep ise: "Türkiye'nin içinde
bulunduğu genel durumu, meydana gelmesi muhtemel bir Türk-İngiliz
Savaşı ile tehlikeye düşürmemek düşüncesiyle" izah etmek
mümkündür. M. Kemal Paşa'nın bu çekincesi, tartışmalara nihayet
vermek ve Meclis'i aydınlatmak için kürsüye gelerek yapmış olduğu
Musul meselesini tahlilinde açıkça görülmektedir.
"Musul meselesinin hallini muharebeye girmemek için bir sene
sonraya talik etmek demek, ondan sarf-ı nazar etmek demek değildir.
Belki, bunun istihsali için daha kuvvetli olabileceğimiz bir zamana
intizardır (beklemektedir)... Musul meselesini bugünden
halledeceğiz, ordumuzu yürüteceğiz, bugün alacağız dersek; bu
mümkündür. Musul'u gayet kolaylıkla alabiliriz. Fakat Musul'u
aldığımızı müteakip muharebenin hemen hitam bulacağına kani
olamayız."(40)
M. Kemal Paşa, 6 Mart 1923 tarihli görüşmelerde mebuslardan
Vekiller Heyeti'ne verilecek yetki ile ilgili sınırlar da açık bir
şekilde tespit etmektedir:
"Bizim için çok mühim ve hayatî olan Musul meselesinin
muvakkaten talikini bahis mevzuu etmemek ve fakat idarî, siyasî,
malî ve iktisadî vesair meselelerde millet ve memleketin hukukunu
istiklâlini tamam ve emin olarak istihsal etmek ve memleketimizin
suret-i kat'iyyede tahliyesini esas şart telakki eylemek üzere
Heyet-i Vekîle'ye bir veçhe vermek muvafıkolur."(41)
M. Kemal Paşa'nın bu konuşmasından sonra Saruhan Mebusu Reşat
Bey'in "Lozan'a giden murahhas heyetine ve vekiller heyetine
itimat olunması ve müzakerelerin sona erdirilmesi" yönündeki
önergesi oylamaya konuldu. Sonuçta 190 kişinin katıldığı oylamada,
170 mebus olumlu oy, 20 mebus ise olumsuz oy kullandı
(42). İkinci gruba mensup 60 mebus oylamaya katılmadı.
T.B.M.M. hükümeti 8 Mart 1923'te Müttefikler'in anlaşma
tasarısına karşı kendi antlaşma tasarısını Müttefik Devletler'e
bildirdi: Türk notasına 28 Mart'ta cevap veren Müttefikler
Konferans'ın yine Lozan'da 23 Nisan'da toplanmasını teklif ettiler.
Konferans'ın ikinci devresinde de anlaşmaya varılamayan bazı
noktalar oldu. Musul meselesinin çözümü de, ileride yapılacak
görüşmelere bırakılarak 24 Temmuz 1923'de Lozan Barış Antlaşması
imza edildi. Antlaşma'nın üçüncü maddesinin ikinci paragrafında yer
alan Musul konusundaki hüküm şu şekildeydi: "Türkiye ile Irak
arasındaki sınır, işbu antlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak 9
aylık bir süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında dostça bir
çözüm yoluyla saptanacaktır. Öngörülen süre içinde iki hükümet
arasında bir antlaşmaya varılmazsa Musul meselesi Milletler Cemiyeti
Meclisi'ne götürülecektir".
Lozan Anlaşmasının, ilk T.B.M.M.'nde Misâk-ı Millîden taviz
verildiği gerekçesiyle onaylanmayacağı aşikârdı. İkinci meclis
çalışmalarına başladığında, ilk meclisin muhalif grubuna mensup
milletvekillerinin (İkinci Grup) büyük ölçüde Meclis'te yer
almamalarına rağmen Lozan Anlaşması'na karşı aynı tepkiyi
gösterdiklerini görmekteyiz. İkinci Meclis'teki bu muhalefete
dayanarak anlaşmayı imzalamak istemeyen Rauf (Orbay) Bey, M. Kemal
Paşa'nın İsmet Paşa lehinde tavır koyması üzerine istifa etmek
zorunda kalmıştır. M. Kemal Paşa'nın, anlaşmanın imzalanması
istikametindeki tavrı, Lozan Barış Anlaşması'nın 23 Ağustos 1924
tarihinde onaylamasıyla sonuçlanmıştır.
Lozan Konferansı Sonrasındaki Gelişmeler
Musul meselesi Lozan Antlaşması'ndan sonra Haziran 1926 tarihine
kadar sürüncemede kalacaktır. Üç yıllık bir zaman dilimi içerisinde
mesele önce 19 Mayıs 1924 tarihinden itibaren Haliç (İstanbul)
Konferansı'nda ele alınacak, daha sonra Cemiyet-i Akvam Meclisi'nde
görüşülecek ve nihayet, Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile
neticelenecektir.
Uyuşmazlığı gidermek amacıyla 19 Mayıs 1924'de İstanbul'da
İngiltere'yle başlayan ikili görüşmelerde İngiltere'nin Irak lehine
Hakkari üzerinde de hak iddia etmesi üzerine Konferans'tan sonuç
alınamamıştır. Bunun üzerine İngiltere Musul meselesini 6 Ağustos'ta
Cemiyet-i Akvam'a götürmüştür(44).
Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) Musul meselesini 20 Eylül
1924'te görüşmeye başlamıştır. Görüşmelerde Türk tarafı daha önceki
görüşlerinde ısrar ederek Musul'da bir plebisit yapılmasını
istediyse de İngiltere bu talebi de "bölgede yaşayan halkın cahil
olduğu ve sınır işlerinden anlamadığı" gerekçesiy1e kabul
etmemiştir(45).
Milletler Cemiyeti, 30 Eylül 1924'te bir soruşturma kurulu
kurulmasını kararlaştırmış, komisyon başkanlığına da eski Macar
başbakanlarından Kont Teleki getirilmişti. Komisyon Irak'ta
incelemede bulunarak Musul halkının görüşlerine(46)
başvuracaktı. Komisyon, çalışmalarını sürdürdüğü sırada İngilizlerin
saldırgan tavırları ve kuzeye doğru yeni toprakları işgal etmesi,
kanlı olayların meydana gelmesine neden olmuştur(47).
Bunun üzerine Konsey, 28 Ekim 1924'te bir sınır tanımı yaparak
"Brüksel Hattı" adıyla ve geçici mahiyette bir Türk-Irak sınırı
tespit etmiştir(48).
Soruşturma Komisyonu hazırladığı raporu 16 Temmuz I925'te Cemiyet
Meclisi'ne sundu. Raporda(49)
yer alan temel görüşler ana hatlarıyla şöyledir:
- Brüksel Hattı'nın coğrafî sınır olarak tespit edilmesi,
- Musul vilâyetinde çoğunluğun, sayıları 500 bini bulan
Kürtler'den meydana geldiği,
- Kürtler'in Türk ve Arap nüfustan fazla olduğu,
- 1928 yılında sona erecek olan Irak'taki manda yönetiminin 25
yıl daha uzatılması,
- Bölgedeki Kürtlere yönetim ve kültürel haklarının verilmesi
kaydıyla Musul'un Irak yönetimine bırakılması,
- Cemiyet-i Akvam Meclisi'nin, bölgenin iki ülke arasında
taksimine karar vermesi halinde Küçük Zap çizgisinin sınır olarak
kabul edilmesi,
- Milletler Cemiyeti, Irak'taki manda yönetiminin uzatılmasını
ve Kürtler'e imtiyazlar tanımak suretiyle bölgenin Irak'a
bırakılmasını uygun görmediği takdirde, Musul'un Türkiye'ye
bırakılmasının uygun olacağı,
- İngiltere'nin Hakkari üzerindeki iddia ve isteklerinin kabul
edilmemesi.
|
Türkiye'nin Milletler Cemiyeti kararına
tepkisi büyük olmuştur. Karar Türkiye'de İngiltere'ye karşı
bir savaş havası yaratmıştı. Türkiye defalarca Musul
konusundaki İngiliz oyunlarını kabul etmeyeceğini
açıklamasına rağmen bu tutumunda direnemeyecek ve Cemiyet
Meclisi kararma uyarak 5 Haziran I926'da yapılan Ankara
Antlaşması ile Musul'u Irak'a terketmeyi kabul edecektir. |
Türkiye'nin bu komisyon raporuna itiraz etmesi üzerine, Konsey,
19 Eylül 1925'te La Haye Adalet Divanı'ndan görüş istedi. Divan'ın
verdiği karar, Milletler Cemiyeti Meclisi'nin işini kolaylaştırır
nitelikteydi. Milletler Cemiyeti Meclisi, Türkiye'nin karşı
çıkmasına rağmen, 8 Aralık 1925'te Divan'ın kararını benimsediğini
açıkladı. Hemen arkasından da 16 Aralık 1925'te Soruşturma Komisyonu
Raporu'nu kabul ederek, Brüksel Hattı'nın güneyindeki toprakların
Irak'a bırakılmasını kabul eden kararını aldı.(50)
Türkiye'nin Milletler Cemiyeti kararına tepkisi büyük olmuştur.
Karar Türkiye'de İngiltere'ye karşı bir savaş havası yaratmıştı.
Türkiye defalarca Musul konusundaki İngiliz oyunlarını kabul
etmeyeceğini açıklamasına rağmen bu tutumunda direnemeyecek ve
Cemiyet Meclisi kararına uyarak 5 Haziran I926'da yapılan Ankara
Antlaşması(51)
ile Musul'u Irak'a terketmeyi kabul edecektir.
Ankara Antlaşması, "sınır, iyi komşuluk ilişkileri ve genel
hükümler" adı ile üç kesim ve toplam 18 maddeden meydana
gelmektedir. Antlaşmanın bir ve ikinci maddesi Türk-Irak sınırını
tespit etmiş, 14. madde ise bölgedeki petrol gelirinin %10'unu 25
yıl süreyle Türkiye'ye bırakılmasını öngörmüştür52. Ancak Türkiye
daha sonra 500 bin İngiliz lirası karşılığı bu hakkından
vazgeçecektir.
Sonuç
M. Kemal Paşa'da başlangıçtan itibaren Musul'dan vazgeçilmesi
yönünde herhangi bir temayül görülmemiştir. Değişik tarihlerdeki
demeçlerinde Musul'un anavatandan ayrılmaz bir Türk yurdu olduğunu
defalarca vurgulamıştır.
Lozan Konferansı sonrasında Musul konusunun çıkmaza girmesi,
Türkiye'yi, bölgeyi savaşarak kazanma düşüncesine yöneltecektir.
Konferansın başarısızlığa uğraması hâlinde karşılaşılacak güçlükler
için Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti tarafından "çok gizli"
kaydıyla bir harekât plânı(53)
hazırlanmış, fakat tatbik safhasına konulmamıştır.
M. Kemal Paşa ve İsmet Paşa, Musul üzerine bir askerî harekâtı
çeşitli zamanlarda müzakere etmişler, hatta Kâzım Karabekir Paşa'ya
Musul'un alınması için teklifte dahi bulunmuşlardır(54).
Esasında bütün bu askerî çözümle ilgili düşünceler T.B.M.M.
hükümetlerinin ve M. Kemal Paşa'nın Misâk-ı Millînin
gerçekleştirilmesi hususundaki hassasiyetinden kaynaklanmaktadır.
Musul'un kaybedilişini hazırlayan gelişmeler silsilesindeki ilk
safha, Mütareke'nin imzalanmasından sonra Kerkük sancağının
İngilizler tarafından haksız işgalidir. Bu işgal hareketinde Ali
İhsan Paşa'nın direnmeden sancağı İngilizler'e devretmesi ayrıca
Mütareke öncesindeki savaşlarda verdiği yanlış kararlar(55)
İngilizler'in işini kolaylaştırmış, bölgenin kolaylıkla elden
çıkmasına sebep olmuştur. İkinci safha ise Lozan Konferansı'nda
İsmet Paşa'nın Musul'un Türkiye'ye verilmesi amacıyla sağlam
temellere dayanarak savunmasını yaptığı mükemmel tezine rağmen,
İngiliz oyunu ile Musul meselesinin sonraya bırakılması ve Milletler
Cemiyeti'ne havalesidir.
Bu olumsuz gelişmelerin yanısıra Musul'un kaybedilişindeki diğer
sebepleri şu şekilde özetlemek mümkündür:
Musul meselesinde İngiltere'nin şiddetle direnmesi bölgenin
petrol kaynakları açısından zengin oluşu, stratejik önemi ve
İngiltere'nin imparatorluk yolları üzerinde oluşundan dolayıdır(56).
Bölgenin sahip olduğu bu özellikler, İngiltere'nin ısrarcı, uzlaşmaz
ve baskıcı tutumuna neden olmuştur. İngiltere'nin ortaya koyduğu bu
tavrın bir diğer sebebi de I926'lı yıllarda hâlâ Türk milletinin
hayat hakkını tanımak istememesinden kaynaklanmaktadır.
Ö. Kürkçüoğlu'nun da belirttiği gibi, İngiltere'nin bu tavrı
karşısında Türkiye'nin dış politika meselesindeki yalnızlığı,
Musul'un kaybedilmesinde öne çıkan önemli bir sebeptir. Bu
yalnızlık, Milletler Cemiyeti'nde açıkça görülmüştür. Türkiye,
Cemiyet'in üyesi olmamasına rağmen İngiltere, asli ve kurucu
üyesidir(57).
Bu yapıdaki bir kurumdan Türkiye lehine bir kararın çıkması oldukça
zordur. Bunun yanısıra İngiltere'nin Irak, Milletler Cemiyeti,
Soruşturma Komisyonu ve dünya kamuoyu üzerinde özellikle propaganda
alanında üstün bir durumda olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek
gerekir.
Türkiye, Musul meselesi ile uğraşırken aynı zamanda bir değişim
geçirmekteydi. Bu değişimin yönü ise "Batı" olarak tespit edilmiş ve
"Batılılaşma" amacıyla bir seri inkılâp hareketi gerçekleştirilmeye
başlanmıştır. İngiltere ise Türkiye'nin yöneldiği Batıda güçlü bir
simge olarak görünmekteydi. Dolayısı ile, Türkiye'nin Batıyla ve
öncelikle İngiltere ile meselelerini çözmesi gerekiyordu(58).
Şubat 1925'de meydana gelen Şeyh Sait İsyanı da Musul'un
kaybedilmesine zemin hazırlayan olaylardan biridir, isyan,
Türkiye'nin Musul'daki iddiasını zayıflatmıştı. I. Dünya Savaşı'ndan
itibaren İngiltere'nin bölgedeki Kürtleri desteklediği bilinmekle
beraber, ayaklanmada İngiltere'nin kesin rolünü ortaya koyan bir
belgeye rastlanmamıştır"(59).
Ancak Toynbee'nin belirttiği gibi, "İngilizler Musul'u işgal
ettikleri andan itibaren Kürt milliyetçiliğini teşvik etmişler"(60)
ve Şeyh Sait İsyanı'ndan istifâde etmek suretiyle birtakım yararlar
sağlamışlardır. İsyan ile birlikte, Türk-Kürt ayrılığının ortaya
çıkarılması ve çoğunluğu Kürtler'den oluşan Musul'un Türkiye'ye
verilmesi tezi zaafa uğratılmıştır. Bununla birlikte isyanla uğraşan
bir Türkiye, Musul meselesinde göstermesi gereken direnişi ortaya
koyamamıştır(61).
Yukarıda gösterilen bütün bu sebepler, Musul meselesinden dolayı
yeni bir savaşı göze alamayan Türkiye'yi Ankara Antlaşması'nı
imzalamaya sevk etmiştir. Dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü
Aras'ın 7 Haziran 1926 tarihli meclis konuşması, söz konusu
sebepleri teyit eder mahiyette olup, hatta daha da cesaretli bir
ifâdeyle Türkiye'nin yaptığı "fedakârlıktan" bahsetmektedir:(62)
"Şark-ı Karib'de başlıca kuvveti temsil eden Türkiye
Cumhuriyeti en esaslı mihveri siyaset-i milel-i mütemeddine arasında
bir unsuru intizam ve terakki olarak çalışmak olduğundan cihanın ve
Şark-ı Karib'in sulh ve huzuru ve Irak'ın istiklâl ve saadeti namına
ve Büyük Britanya İmparatorluğu'yla münasebetimizi normal bir hâle
getirmek için yegâne muallak kalan bu arazi meselesinde
fedakârlıklara katlandık."
Dipnotlar
1 Taner Baytok; İngiliz Belgeleriyle Türk Kurtuluş Savaşı,
Ankara 1970, s. 302 vd.; Kemal Melek, İngiliz Belgeleriyle Musul
Sorunu 1980-1926, İstanbul, 1983, s.26 ( Geri dön )
2 Türk İstiklâl Harbi I; Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı,
Genel Kurmay Yay., Ankara, 1962, s. 79 (ayrıca bkz.; 4 nolu kroki) ( Geri dön )
3 Ali İhsan Sabis; Harp Hatıralarım, Cilt V, Ankara, 1951,
s.7.; M. Tayyip Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, Ankara, 1959,
Cilt I, s. 23.; Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara, 1973, s.
32.; Yücel Özkaya, Türk İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet Tarihi,
Ankara, 1981, s. 5.; Ziya Arif Sirel, "Bir Emrivaki ile İngilizler
Musul'u Nasıl Aldılar", Yakın Tarihimiz, Cilt I, S. 9.; K. Melek,
age, s. 22. ( Geri dön )
4 Türk İstiklâl Harbi I;a.g.b., s. 79. ( Geri dön )
5 Nejat Kaymaz; "Misâk-ı Millî Üzerinde Tartışmalar", VII.
Türk Tarih Kongresi, Bildiriler Cilt III, TTK Yay., Ankara, 1983, s.
1956. ( Geri dön )
6 Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri; Cilt II., TİTE Yay., Ankara
1981, s. 6 ( Geri dön )
7 Bölge halkının İngiliz Himayesini istemediklerine dair
birçok belge mevcuttur. Bâzı örnekler vermek gerekirse, "İngilizler'in
Süleymaniye'yi işgale kalkışmaları üzerine buradaki Arap ve
Kürtler'in Osmanlı idaresini istemelerine" dair bkz.: Musul-Kerkük
ile ilgili Arşiv Belgeleri (1525-1919); Başbakanlık Devlet Arşivleri
Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara, 1993, s.339-401.; "Musul halkının
bölgedeki İngiliz görevlileri öldürdükleri ve Osmanlı Yönetimi'ni
istediklerine" dair bkz.; a.g.e., s. 404-406. ( Geri dön )
8 Mim Kemal Öke; Kerkük-Musul Dosyası, İstanbul, 1991, s.
15-16. ( Geri dön )
9 Öke; a.g.e., s. 31 ( Geri dön )
10 Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri; Cilt I, s.74. ( Geri dön )
11 Türk İstiklâl Harbi; Cilt IV, Güney Cephesi, Genel Kurmay
Başkanlığı Basımevi, Ankara, 1966, s. 267 ( Geri dön )
12 Türk İstiklâl Harbi; a.g.b., s. 282.; Kamuran Gürün;
Savaşan Dünya ve Türkiye, Ankara, 1986, s. 390-391. ( Geri dön )
13 Öke; a.g.e, s. 52.; İhsan Ilgar; "Lozan Konferansının
Başarısızlığa Uğraması Halinde Türk Genel Kurmayının Gizli Harekât
Plânı", Belgelerle Türk Tarih Dergisi, Sayı: 36, Eylül 1970, s. 33 ( Geri dön )
14 Ali Naci Karacam; Lozan, İstanbul, 1971, s. 242. ( Geri dön )
15 Kadir Mısıroğlu; Musul Meselesi ve Irak Türkleri,
İstanbul, 1975, s. 83. ( Geri dön )
16 Esâsında bu istifa M. Kemal Paşa'nın talebiyle
gerçekleşmiştir. Yusuf Kemal Bey'in 7 Şubat- 3 Nisan 1922 tarihleri
aracında gerçekleştirdiği Avrupa seyahatine giderken İstanbul'da
Sultan Vahideddin ile "sıradan birisi gibi" görüşmesi Ankara'nın
hoşuna gitmemiş T.B.M.M.'nin de sert tepkilere yol açmıştır. (Bu
konuda geniş bilgi için bkz.; Yusuf Kemal Tengirşenk; Vatan
Hizmetinde, Ankara, 1981, s. 270-271); Yusuf Hikmet Bayur; "T.B.M.M.
Hükümeti Umur-ı Hariciye Vekili Yusuf Kemal Tengirşenk'in 1922
Martında yaptığı Avrupa Gezisiyle İlgili Anılar", Belleten, Cilt C,
No: 160, Ekim 1976, s. 667.; Nutuk Cilt ü; s. 462.; E. Semih Yalçın;
"Mustafa Kemal Paşa'nın Yusuf Kemal Heyeti Vasıtasıyla Batılı
Devletler Nezdinde Yaptığı Barış Teşübbüsü", Askerî Tarih Bülteni,
Sayı 40, Yıl: 21 Şubat 1996, s.40) ( Geri dön )
17 Karacan; a.g.e, s. 63 vd. ( Geri dön )
18 Seha L. Meray; Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar,
Belgeler, Cilt I, İstanbul, 1993. s. 345. ( Geri dön )
19 Meray; a.g.e., Cilt I, s. 354-355 ( Geri dön )
20 İsmet İnönü; "İnönü'nün Hatıraları", Ulus, 12 Eylül
1968. ( Geri dön )
21 Öke; a.g.e., s. 54 ( Geri dön )
22 İsmet Paşa 6 Ocak 1923 tarihinde Heyet-i Vekile
Risayeti'ne çektiği telgrafta, "Bizim için Musul bir vatan meselesi,
kendileri için petrol meselesidir. Petrol hususunda kendilerini
tatmin edecek surette beraber çalışmaya amade olduğumuzu söyledim.
Lord Curzon Musul şehrini vermeyeceklerini söyledi... Londra'ya iki
müşavir gönderdim. İngilizler'i petrolde tatmin edip araziyi iade
ettirmeye teşebbüs edeceklerdir" demektir. (Bkz.; Bilal Şimşir;
Lozan Telgrafları, Cilt I, Ankara, 1990. s.338-339) Rıza Nur da,
Londra'ya gönderilen iki müşavirin başarılı olamadıklarını
belirtmektedir. (Bkz.; Rıza Nur; Hayat ve Hatıratım, Cilt III,
İstanbul, 1968, s.1307) ( Geri dön )
23 Rıza Nur; Hayat ve Hatıraları, İstanbul, 1991, s. 73. ( Geri dön )
24 Rıza Nur; a.g.e., s. 68. ( Geri dön )
25 Meray; a.g.e., Cilt.I, s. 360-364 ( Geri dön )
26 Lord Curzon'un konferans sırasında ortaya koyduğu bu
yöndeki görüşlerinin TBMM'deki tepkisi büyük olmuştur. Bitlis mebusu
Yusuf Ziya Bey'in 25 Ocak 1923 tarihli oturumunda "Lord Curzon
bizlere ve Kürt arkadaşlarımıza tecavüz, taaruz ve hakaret ediyor"
şeklindeki sözleri bu konuda bir müzakerenin açılmasına yol açmış,
Mazhar Müfit, Hüseyin Avni, Şer'iyye Vekili Vehbi ve Hacı İlyas Sami
Beyler yaptıkları konuşmalarda Curzon'un ve İngiliz Hükümeti'nin
ayrımcı siyasetini sert bir şekilde tenkit etmişlerdir. (Geniş bilgi
için bkz.; TBMM Zabıt Ceridesr, Devre I, Cilt 26, 505-511 ( Geri dön )
27 Ercüment Kuran; "Musul Meselesi II", Türkeli, 5 şubat
1997; Suphi Saatçi; Tarihî Gelişimi İçinde Irak'ta Türk Varlığı,
İstanbul, 1996, s.161 ( Geri dön )
28 Ergün Aybars; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, Ankara, 1990,
s. 355 ( Geri dön )
29 T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, Cilt IV, s. 65-71,
80-81. ( Geri dön )
30 Feridun Kandemir; Hatıraları ve Söyledikleriyle RaufOrbay,
İstanbul, 1965, s. 115 ( Geri dön )
31 T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları; Cilt IV, s. 131-138. ( Geri dön )
32 Öke; a.g.e., s. 62 ( Geri dön )
33 T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtiarı;GXt IV, s.31-35.; M. Kemal
Öke; Musul Meselesi Kronolojisi 1918-1926, İstanbul, 1987, s. 110 ( Geri dön )
34 Saatçi; a.g.e., s. 160 ( Geri dön )
35 Ali Fuat Cebesoy; Ali Fuat Cebesoy'un Siyasi Hatıraları,
İstanbul, 1957, s.246 ( Geri dön )
36 Cebesoy; a.g.e., s. 247 - 248 ( Geri dön )
37 Öke; Kerkük- Musul Dosyası, s. 62. ( Geri dön )
38 Kandemir; a.g.e., s. 115 ( Geri dön )
39 Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri; Cilt m, TÎTE Yay, Ankara
,1981, s. 56. ( Geri dön )
40 T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları; Cilt IV, s.173 -176. ( Geri dön )
41 T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları; Cilt IV, s. 173-176. ( Geri dön )
42 Cebesoy; a.g.e., s. 294-295. ( Geri dön )
43 Meray; a.g.e., Cilt II, s. 3.; M. Cemil; Lozan, Cilt II,
İstanbul, 1933, s. 317-318. ( Geri dön )
44 İsmail Soysal; Türkiye'nin Siyasi Antlaşmaları
(1920-1945), Cilt I, Ankara, 1989, s. 304.; Ş . Yurdakul; Musul
Meselesi, Ankara, 1975, s. 36-37. ( Geri dön )
45 Mehmet Gönlübol-Cem Sar; Olaylar/a Türk Dış Politikası,
(1919-1973), Cilt I, 5. Baskı, A.Ü.S.B.FYay., Ankara, 1982, s.75. ( Geri dön )
46 İngilizler bu tahkikatı lehlerine çevirmek için ne
mümkünse yapmışlardır. Geniş bilgi için bkz.; Vakit, 3 Nisan 1925. ( Geri dön )
47 Öke; a.g.e., s. 76 ( Geri dön )
48 Ömer Kürkçüoğlu; Türk-İngiliz İlişkileri (1919-1926),
Ankara, 1978, s. 295. ( Geri dön )
49 Mısıroğlu; a.g.e., s. 38-151. ( Geri dön )
50 Kürkçüoğlu; a.g.e., s. 299,; Soysal; a.g.e., s. 306. ( Geri dön )
51 Andlaşma, TBMM tarafından 7 Haziran 1926 tarihinde
onaylanmıştır. Oylamaya 145 milletvekili katılmış, bunlardan 142'si
kabul, 2'si red oyu kullanmış, l milletvekili ise çekimser
kalmıştır. Oylamaya katılmayan milletvekili sayısı ise 141'dir.
(TBMM Zabıt Cerideleri, Devre II, Cilt 26, s. 164-195) ( Geri dön )
52 Ankara Antlaşması'nın metni için bkz: İ. Soysal; a.g.e.,
s. 309-317 .; Durmuş Yılmaz; Misâk-ı Milirye Göre Musul, Konya,
1995, s. 125. ( Geri dön )
53 Mısıroğlu; a.g.e., s. 108.; Ilgar; a.g.m, BTTD, s. 33. ( Geri dön )
54 Kâzım Karabekir; Paşaların Kavgası, İstanbul, 1991, s.
279, 283. ( Geri dön )
55 Nutuk, Cilt H, Ankara, 1984, s. 452. ( Geri dön )
56 Abtülahat Aksin; Atatürk'ün Dış Politika İlkeleri ve
Diplomasisi, Ankara, 1991, s. 126. ( Geri dön )
57 Kürkçüoğlu; a.g.e., s. 301 ( Geri dön )
58 Kürkçüoğlu; a.g.e., s. 308. ( Geri dön )
59 Öke; a.g.e., s. 76; Kürkçüoğlu; a.g.e., s. 310; Yaşar
Kalafat; Şark Meselesi Işığında Şeyh Sait Olayı, Karakteri,
Dönemindeki Dış ve İç Olaylar, Ankara, 1992, s. 179 vd; Ancak Rauf
Orbay "İsyancıların üzerinde bulunan silah ve askeri malzemelerin
dışarıdan alındığını, hareketin İngiliz hükümetinin kışkırtması ve
malzeme yardımıyla gerçekleştiğini" iddia etmiştir. (Bkz.; Erol
Sadi; "Rauf Orbay'ın Hatıraları", Tercüman, 21 Ekim 1986) ( Geri dön )
60 Öke; a.g.e., s. 76'dan iktibas; İngilizler'in Kürt
milliyetçiliğini teşvik, etmelerinin yanı-sıra bölgedeki ahali ve
aşiretleri Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklandırmaya da
çalışmışlardır. Geniş bilgi için bkz.: Musul-Kerkük ile İlgili Arşiv
Belgeleri, s. 392-398 ( Geri dön )
61 Kürkçüoğlu; a.g.e., s. 314 ( Geri dön )
62 T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları; Devre II, Cilt 26, s. 165.
|