ATATÜRK  İLKELERİ ve İNKILÂP TARİHİ DERSİ

BİRİNCİ DÖNEM

 

A. CUMHURİYET ÖNCESİ

 

I. HAFTA

 

         GİRİŞ

 

         1- Atatürk ilkeleri ve İnkılâp Tarihi Dersini Okumanın Gerekliliği ve  Amaçları;  

 

        

Bu ders sizlere Atatürk İlke ve İnkılâplarına, Türk Devleti’ne ve Milleti’ne sahip çıkma şuuru verecektir. Bu şuurla bölüm derslerinize daha bir coşkuyla çalışacak ve ata yâdigârına  sahip çıkacaksınız. Ancak, bu ders ile kültürlü ve şuurlu üniversiteli olarak milletimize rehberlik edecek, dünyaya karşı milletimizi savunacaksınız.

 

Ayrıca hayat boyu gireceğiniz bütün sınavlarda  bu bilgiler sizlere yol gösterecek ve yardımcı olacaktır.

 

Diğer taraftan bu dersi yakın tarih kültürünün verileceği, güncel olayları tarihin süzgecinden geçirerek sağlıklı değerlendirmelerin yapılmasına imkân sağlayacağı bir kültür dersi olarak da kabul ediniz. Böylece dersimizin temel amaçlarını şöyle sıralayabiliriz:  

                                

        l. Türk Bağımsızlık savaşı, Atatürk ilke ve inkılâpları, Atatürkçü düşünce sistemi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi hakkında doğru bilgiler vermek,

        2. Türkiye ile Atatürk İlke ve İnkılâpları, Atatürkçü düşünceye yönelik tehditler hakkında doğru bilgiler vermek,

        3. Türk gençliğini vatanı, milleti ve devleti ile bölünmez bütünlük içinde Atatürk İlke ve inkılâpları ve Atatürkçü düşünce doğrultusunda millî hedefler etrafında birleştirmek,

        4. Türk gençliğini Atatürkçü düşünce doğrultusunda yetiştirmek ve güçlendirmektir.

 

         2-İnkılâp Kavramı ve Atatürk

 

         İnkılâp kelime olarak bir halden başka bir hâle dönüşme anlamına gelir. Atatürk’e göre inkılâp; Türk Milletini son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak yerlerine milletin en yüksek uygarlık gereklerine göre ilerlemesini sağlayacak kurumları koymuş olmaktır.

 

        Atatürk’e göre Türk inkılâbının özelliklerini şöyle sıralayabiliriz;

        1. Türk inkılâbı, ihtilâl anlamından başka daha geniş kapsamlıdır.

        2. Devletin bugünkü şekli, eski şekilleri ortadan kaldıran en gelişmiş biçimi olmuştur.

        3. Milletin varlığını sürdürebilmesi için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, din ve mezhep bağlılığı yerine Türk Vatandaşlığı bağıyla bireylerini toplamıştır.

        4. Millet, bütün çalışma alanlarında çağdaş uygarlık prensiplerini benimsemiştir.

        5. Yaptığı düzenlemelerde insanımızın ihtiyaçlarını esas almıştır.

        6. Türk inkılâbı başka inkılâplara benzemez, onlardan çok daha büyük, yüksek ve bilinçlidir.

 

          İnkılâp ve İhtilâl; bu iki kelimenin kökeninin Arapça olması sebebiyle her  ikisi için de “devrim” kelimesi kullanılmaktadır. Oysa ihtilâl, inkılâptan farklıdır. İhtilâl kelime olarak bozma, kaldırma manâsına gelmektedir. Terim olarak ise ihtilâl; bir devletin mevcut siyasî yapısını, iktidar düzenini ortadan kaldırmak için bu konudaki hukuk kurallarına başvurmadan zor kullanılarak yapılan geniş bir harekettir.

 

         İhtilâl ile inkılâp arasındaki bağ; ihtilâl ile mevcut düzen yıkılır. Yıkılan düzenin yerine yeni düzenin getirilmesi inkılâptır. İhtilâlle yıkılan düzenin yerine yenisini koymak

gerekir. İşte ihtilâle oranla daha uzun olan inkılâplar dönemi eskiye oranla daha ileri düzeyde ise inkılâplar başarılı olmuş sayılır. Bu durum ihtilâli de başarılı kılar.

 

         3. Atatürkçülük

 

         Kitaplarda “Kemalizm”, “Kemalcilik” olarak da adlandırılmış olan Atatürkçülük; farklı ifadelerle tanımlanmıştır.Fakat bu tanımların ortak noktası Atatürkçülük kavramının doğrudan doğruya o büyük insandan çıktığı ve Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak için konulan ilkelerden oluştuğudur.

 

       Her ideolojinin olduğu gibi Atatürkçülüğün de özellikleri vardır;

 

1.            1. Doğmalara dayanmaz, temel nitelikleri değiştirilmeden yorumlanabilir.

2.            2. Atatürkçülük, bütün toplumlarda uygulanabilecek esaslar içerir.

3.            3. Türk milletinin ihtiyaçlarından ve gerçeklerinden çıkmış milli bir ideolojidir.

      4. Temelinde insanlığın binlerce yıl işlediği yüksek değerler vardır.

 

2.HAFTA

 

                   TÜRK İNKILÂBI ÖNCESİ GELİŞMELER

  

         1- Avrupa’da ki gelişmeler

 

         Coğrafî keşifler, Rönesans ve Reform hareketleri, Sanayi İnkılâbı,  Fransız İhtilâli ve sonrası gelişmeler devletin son dönemlerinde Osmanlıyı etkilemiş olaylardır.

 

         Coğrafî keşifler ile Avrupa’nın değişik yollar bulması sonucu Osmanlı toprakları üzerinden yapılan ticaret yön değiştirmiştir. (Uzak-Doğu mallarının Avrupa’ya gelmesi için üç yol vardı: a) Hazar Denizi – Karadeniz (İpek Yolu); b) İran-Haleb-Suriye sâhili (Baharat Yolu); c) Kızıldeniz – İskenderiye. Bu üç yol Venedik’de birleşir ve oradan “Şark malları” bütün Avrupa’ya dağılırdı.) Ayrıca Avrupa, değişik yollar bulmasının yanında, yeni topraklara da el koymuştur. Rönesans ile, bilim ve sanatta büyük ilerleme sağlanmış, reform hareketleri ile Hıristiyanlık dininin bilime tavır alan etkisinden de kurtulmuştur. Bu gelişmeler Avrupa’da başta İngiltere,  daha sonra diğer ülkelerde sanayi inkılâbını doğurmuştur.

 

         Fransız  İhtilâli ile  mutlakıyete dayanan imparatorluklar yıkılmaya başlamıştır.      27 Ağustos l789’da yayınlanan “İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannâmesi” ile  bütün insanların hürriyet, mülkiyet, güvenlik ve zulme karşı direnme haklarının savunulması gündeme gelmiş, egemenliğin millette olduğu belirtilmiştir. Fransa’daki bu hürriyetçilik hareketi Avrupa’nın mutlakıyetçi kralları tarafından kabul edilmemiş. l792-l815 arasında Avrupa’nın mutlakıyetçi devletleri ile ihtilâl savaşları yapılmış, fakat bu savaşlar hürriyet kavramının bütün Avrupa’da yayılmasını kolaylaştırmıştır. Avrupa, l818’den l848’e kadar bir dizi ayaklanma ve ihtilâle sahne olmuştur.

 

Önce insanın hürriyeti fikri; liberalizmi, ardından toplumların hürriyeti fikri; milliyetçilik akımlarının çıkmasına sebep olmuştur.

 

         Sanayi inkılâbı ile fazla üretim imkânı milletlerarası sömürgeciliğin doğmasına sebep olmuştur. Sanayi inkılâbını gerçekleştiren ülkelerde ucuz işçi çalıştırılması, diğer yandan siyâsî eşitlik ilkesinin l815’lerden itibaren ekonomik eşitliğe dönüştürülmesi sosyalizm akımının doğmasına sebep olmuştur.

 

Avrupa’da bu gelişmeler olurken dışarıda Avrupa’yı da etkileyecek gelişmeler olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Japonya’nın ortaya çıkışı önemli gelişmelerdir.

 

l870’lerde İtalya ve Almanya’nın millî birliklerini gerçekleştirerek millî devletlerini kurmaları ve sömürgecilik yarışına girmeleri hem Avrupa hem de Osmanlı açısından önemli gelişmeler olmuştur.     

  

          2-Osmanlı Devleti ve Yenilik Hareketleri             

         a. Osmanlı Devlet Yapısı ve Gerileme Sebepleri

        

         Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren güçlü ve sürekli bir orduya, adalet ilkesine, hoşgörülü din anlayışına dayandığı ve bilinçli politikalar izlediği için çağının en iyi yönetim şeklini oluşturmuştu.  Bu akıllı yaklaşımla önce Anadolu’da Türk birliğini sağlayarak, ardından  Asya, Avrupa ve Afrika’da fetihler  yapmıştır.

 

Bizans’ın içinde bulunduğu durumu iyi değerlendirmiş, İstanbul’un fethinden sonra da dünya devleti olmuştur. İstanbul’un fethi sadece batı dünyasını etkilememiş; Osmanlıların rakibi olan diğer İslâm devletlerinin  –özellikle İran’ın- Osmanlı karşısında güç kaybetmesine sebep olmuştur.

 

Osmanlı Devleti, teokratik temeller üzerine kurulmuş monarşiye dayalı bir devlet olmasına karşılık kendine özgü yönetim biçimi ile dikkat çekmiştir. Devletteki yapılanma Osmanlı’nın laik olduğu şeklindeki tezlerin ortaya çıkmasına da sebep olmuştur.

 

 Devletin gelir kaynakları; topraktan, ticaretten alınan vergiler ve savaştan elde edilen gelirlerdi.

 

             Medreselerde kuruluş ve gelişme dönemlerinde dinî bilgiler yanında fen ve felsefî bilgiler de öğretiliyordu.

 

          Osmanlı Devleti, yayıldığı bölgelerde Türkleştirme ve İslâmlaştırma politikası izlememiş,  her milleti kendi benliğiyle baş başa bırakarak oldukça toleranslı bir yönetim uygulamıştır.

 

         Çağının en iyi yönetim biçimini kuran Osmanlı Devleti, bu sistemi sonuna kadar koruyamamış 17. yüzyıldan başlayarak gerileme dönemine girmiştir.

 

Osmanlı Devleti’nin Gerileme Sebepleri:

 

  1.Ticaret yollarının yön değiştirmesi,

  2.Toprak mülkiyetinin olmayışı dolayısıyla sermaye birikiminin engellenmesi

  3.Askerî örgütlere kurallara aykırı olarak asker alınması,

  4.Tımar ve zeametlerin devlete yararı olacaklar yerine peşin para verenlere ihâle edilmesi,

  5.Fetihlerin durması ile terfi edemeyen yeniçerilerin, sipahinin atanması gereken yerlere atanması ve Yeniçeriliğin sipahiler zararına artması,

  6.Kanuni’den sonra şehzadelerin sancaklara gönderilmeyerek tecrübesiz kişilerin Padişah olması ve bunların sarayda etkili güçlerin tesirinde kalmaları,

  7.Zamanla medreseden müspet ilimlerin kaldırılması.

  8.Bütün bunların yanında bozuklukların zamanında teşhis edilemeyişi, teşhis edilse bile etkili tedbir alınamaması,

  9.Zamanla dünyadaki gelişmelerin takip edilemeyişi.

10.İmparatorluğun çeşitli unsurlardan oluşması dolayısıyla milliyet cereyanlarının önüne geçilemeyişi biçiminde özetlenebilir.

 

         3. Yenilik Hareketleri

        

         Osmanlı Devleti’nde çöküşü engellemek için yapılan yenilik hareketlerinde Tanzimat bir dönüm noktasıdır. Bu  hareketleri Tanzimat öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.

 

a. Tanzimat Öncesi Yenilik Hareketleri:

          Bu dönemin genel karakteri Batının baskısı olmadan Osmanlı devlet adamlarının bozulmaya karşı kendilerince çözüm arayışlarıdır. Önceleri gelenekçi zihniyetle yapılan yeniliklerde daha sonra Batı örnek alınmaya başlanmıştır. Bu durumu göz önüne alarak  bunları; gelenekçi zihniyetle yapılan yenilikler ve Batıyı örnek alarak yapılan yenilikler olarak iki kısımda incelemek mümkündür.

          - Gelenekçi Zihniyetle Yapılan Yenilikler: Bu devrin temel özelliği; kanunlar, yükseliş dönemindeki işlevine kavuşturulursa devlet eski gücüne erişecekti. II. Osman  (l6l8-l622), IV.Murad  (l623-l640) ve Köprülüler devri reformları bu tip yeniliklerdir.

          - Batıyı Örnek Alarak Yapılan Yenilikler: Lâle devri yenilikleri, Tercüme Heyeti’nin oluşturulması, İstanbul’da beş kütüphâne yapılması, ilk matbaanın kurulması ve bu matbaa için kâğıt fabrikasının açılmasıdır.

          I. Mahmud (1730-1754), III. Mustafa (1757-1774) ve I. Abdülhamid (1774-1789) devri yenilikleri askerî alandadır ki, bu yenilikler de bir plâna göre yapılmamıştır.

 

         Osmanlılarda sistemli yenilik dönemi III. Selim (l789-l807) ile başlamıştır. Fakat bu yenilik sadece askerî yapıyı yenileştirme çabasıdır. Kurulan Nizâm-ı Cedid ordusu ile yenilmez Napolyon’u Akka’da yenerek perişan ve rezil etti (18 Mart 1789).

 

          II. Mahmud (l808-l839) büyük bir reform programına girişti. Bu reformlarda yeni düzen kurulurken eski düzen yıkıldı. Bunun için bu hareketlere bir çeşit inkılâp demek mümkündür. Avrupa’ya öğrenci gönderildi. İstanbul’da Tıp okulu açıldı. Padişah, iç idareyi yeniden düzenlemek için merkezileştirme politikası güttü. İlk nüfus sayımı ve mülk yazımı gerçekleştirdi. Haberleşmenin geliştirilmesi gayesiyle Takvim-i Vekâyi yayınlanmaya başladı. Posta sistemi kuruldu. Devlet yönetiminde bakanlık sistemine geçildi. Yenilikleri belirlemek için meclisler oluşturuldu. Kılık ve kıyafette yenilik yapıldı.

 

b. Tanzimat ve Sonrası Yenilik Hareketleri

        

         - Tanzimat Dönemi

        

          Bu dönemin en önemli özelliği Osmanlı Devleti’nin inisiyatifi Batılılara kaptırmış olmasıdır. Belki de bundan sonraki yenilik hareketlerinin başarılı olamayışının temel sebebi budur.  Öyle ki l856 Islahat Fermanı, tamamen Kırım Savaşı’nda Ruslara karşı İngiltere ve Fransa’nın desteğini almak için 18 Şubat 1856 yayınlanmıştır. Müslüman olmayan unsurların durumlarını iyileştirmenin de ötesinde azınlıkların Müslüman Türk unsurunun önüne geçmesine yönelik olmuştur.

          Tanzimat Fermanı, devlet hayatının her alanında yeniliği hedeflemiştir.Böylece devletin modernleştirilmesini hedefleyen ilk reform fermanıdır. Bu fermanla, devletin hâkimiyet anlayışı değişmeye başlamıştır. Şer’i yasaların yetmediği yerde Batıdan kanunlar alınmıştır. l840’da Fransız Cezâ Yasası, l860’da Ticaret Hukuku Osmanlı Devletince alınmıştır. Bu yasaları uygulamak için Nizâmiye Mahkemeleri kurulmuştur.

 

Reşid Paşaya göre; yapılan yeniliklerin dayanağını eğitim oluşturmalı idi. Eğitim yeniliklerini görüşmek için Meclis-i Maarif-i Umûmiye kuruldu.  Batı biliminin girişini sağlamak için de Encümen-i Daniş  oluşturuldu.

 

         Tanzimat dönemi her alanda yenilik dönemidir. Fikrî alanda da gelişmeler olmuş yeni kuşak kişi egemenliğine dayanan mutlak monarşinin ülke meselelerini çözemeyeceğini görmüş Yeni Osmanlılar adıyla teşkilatlanmıştır. Bu örgüt, Avrupa’nın önerdiği ıslahatlar aracılığı ile içişlerimize karışmasından rahatsız olmuş ve Avrupa’nın azınlıkları bahane ederek içişlerimize karışmasının önünü almak için Meşrutiyet fikrini ileri sürmüştür. Onlara göre Meşrutiyet ilân edilirse azınlıklar da devlet yönetiminde söz sahibi olacaklar ve Avrupa aracılığı ile hak elde etmekten vazgeçeceklerdi.

        

         - Meşrutiyet Dönemleri:

 

         Dönemin temel özelliği Osmanlı Devleti’nin Anayasalı parlamenter bir sisteme girmiş olmasıdır.  Fakat, padişahın yetkilerinin ağırlığı sebebiyle bu anayasa tam bir anayasa değildi. Padişah II.Abdülhamid l877-78 Osmanlı-Rus savaşındaki meclisin tutumunu bahane ederek meclisi kapattı ve bir müddet sonra da anayasayı rafa kaldırdı. Padişah bundan sonra karşıtlarını azlederek veya sürgüne göndererek kendine özgü bir yönetim kurdu.

 

         II.Abdülhamid, bu dönemde ülkede birçok yenilik yaptı. Her kademede okulların açılmasına hız verdi. Fakat bu okullardan yetişenler kendisine cephe aldı.Bunlar İttihat ve Terakki Cemiyeti etrafında birleştiler. Cemiyet l908’de Abdülhamid’in istibdat yönetimini yıkarak tekrar meşrutiyeti ilân ettirdi.

 

         Meşrutiyetin ikinci kez ilânında birincisindeki hatalara düşülmedi ve Padişahın hakları büyük oranda kısıldı. Artık bundan sonra l9l8’e kadar sürecek İttihat ve Terakki dönemi başladı.

 

         4- Fikir Hareketleri

 

         Osmanlı Devleti’ni kurtarmaya yönelik hareketlerin fikrî temelini fikir hareketleri oluşturur. Bunlardan ilki Meşrutiyet düşüncesinin oluşmasında etkili olan fikir Osmanlıcılık’tır.  

 

         a. Osmanlıcılık:

        

Osmanlı aydınları milliyet isyanlarını durdurup ülkenin bütünlüğünü korumak için bütün milletleri Osmanlı Milleti düşüncesi etrafında toplamaya çalışmıştır. Böylece herkes yasalar önünde eşit olacak hiç kimsenin diline, dinine soyuna bakılarak ayrıcalık tanınmayacaktır. Bu düşünceyi etkin kılmanın yolu meşruti sistemdir. Böylece parlamentoda Müslüman olmayan unsurların da temsili sağlanacak ve kışkırtmalara kapılmaları ve dahası Avrupa devletlerinin bunları bahane ederek içişlerimize karışmaları engellenecektir. l876 Anayasası bu düşüncelerle hazırlanmış fakat ülkede milliyet isyanları durmamış ve Osmanlıcılık düşüncesi etkinliğini yitirmiştir.

 

         b. İslâmcılık:

 

         Osmanlıcılık düşüncesinin etkinliğini yitirmesinden sonra Osmanlı aydını hiç değilse Müslüman olanların ayrılmasını engelleyelim düşüncesiyle İslâmcılık fikrini ileri sürmüştür. Onlara göre toplumun temel direği dindir. Kavmiyet farkı gözetmeksizin herkesin halife etrafında birleşmesi gerekir. Meşruti sistemi İslâmî rejim olarak nitelendirirler. 

 

Devletin çöküşüne sebep İslâmiyet’in olmadığını, yanlış gelenek ve hurafelere dayanan bir din anlayışı olduğunu ileri sürerler. Batı uygarlığının maddî yanını oluşturan endüstrinin, bilimin ve teknolojinin alınabileceğini belirtirler. Meclis-i Mebûsan’ın kapatılmasından sonra Abdülhamid’in de desteklemesiyle adeta devletin resmî politikası olarak benimsenmiştir. Türk olmayan Müslümanların isyan hareketlerinin devam etmesi üzerine bu fikrin de yetersiz olduğu anlaşılmıştır.

 

         Osmanlıcılık ve İslâmcılık fikirlerinin çözüm olmadığının anlaşılması üzerine Türk aydını Türkçülük fikrine bel bağlamıştır.

 

         c.Türkçülük:

 

         Fransız ihtilâlinden sonra milliyet hareketlerinin dünyada önü alınamamış,  Batılıların da kışkırtmalarının etkisiyle Osmanlı Devleti küçülmekten kurtulamamıştır.  Devletin kurucu unsuru olan Türkler çeşitli milletlerden oluşan imparatorluğu parçalanmaktan kurtarmak için çaba gösterirken, Türklüklerini ön plâna çıkarmıyorlardı.

 

Türkçülük, Avrupa’daki Türkoloji çalışmalarının da tesiriyle bir kültür hareketi olarak başlamıştır. Rusya’da yaşayan Türklerin milliyet bilincine ulaşması ve birçok aydının Osmanlı Devleti’ne gelmeleriyle bu fikir güçlenerek siyâsî bir nitelik kazanmıştır.

 

Onlara göre; devlet ancak dili, dini, soyu ve ülküsü bir olan topluma dayanarak ayakta durabilirdi. Bunun için Osmanlı Devleti içinde yaşayan Türklerin milliyet bilincine ulaşması gerekiyordu.

 

Türkçülük, Ziya Gökalp’in katkıları ile sistemleştirilmiş ve bilimsel nitelik kazanmıştır.  Ona göre devletin kurtuluşu ve güçlenişi  yeni bir hayata bağlıdır. Bu hayat üç direklidir:

 

Birincisi, Türkçü olmaktır; dilde, güzel sanatlarda, ahlâkta ve hukukta Türk kültürüne bağlanmak gerekir.

 

İkincisi, İslâm ümmetinden olmaktır; dini devletten ayırmak şartıyla İslâm Dini’nin en kutsal din olduğuna inanmak gerekir.

 

Üçüncüsü ise Batı uygarlığını benimsemektir; bilimde, felsefede, teknikte tam bir Batılı kafaya sahip olmak gerekir.

 

İttihat ve Terakki, II. Meşrutiyet öncesi Osmanlıcılık fikrine bağlılığını devam ettirirken, Meşrutiyetin ikinci kere ilânıyla Türk olmayan Müslümanların isyanlarını durdurmadıklarını hatta Meşrutiyet meclisini kendi çıkarları için kullandıklarını görmeleri üzerine siyâsî Türkçülük fikrine bağlanmıştır.

 

Bu fikir, Millî Mücâdelede  Türk Milleti’nin birlik ve beraberliğinin sağlanmasında ve yeni Türk Devleti’nin yapılanmasında aziz Atatürk’ün esin kaynağı olmuştur.

 

         d. Batıcılık

 

         Batıcılık, diğer üç fikir hareketinin aksine fikrî temelleri olan bir siyâsî hareket değil, tamamen düşünce plânında kalmış bir fikir cereyanıdır. Batıcılar hiçbir zaman Batı ile siyâsî bütünlük fikrini ileri sürmemişlerdi. Sadece Osmanlı toplumunun geriye gidişini durdurmak için Batılılaşmanın gereğini ortaya koymuşlardır. Bunlar da İslâmcılar gibi aşırı ve ılımlılar olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Aşırı Batıcıların temsilcisi Abdullah Cevdet’tir. Ona göre Batı medeniyeti gülü ve dikeniyle bir bütündür. Batının tekniğini alırken kültürünü almamak mümkün değildir.

 

Öncülüğünü Celâl Nuri’nin yaptığı ılımlı Batıcılara göre, Batının sadece teknolojisi alınmalıdır.

 

         Osmanlı yöneticilerini ve aydınlarını etkileyen bu dört fikir akımı mensuplarını kesin hatlarıyla birbirlerinden ayırmak mümkün değildir. Özellikle Batıcılık diğer bütün fikir akımlarını etkilemiştir. Bir Osmanlıcı? aynı zamanda Batıcı fikirlere sahip olmuştur. Hatta ılımlı batıcıların fikirleri İslâmcılar tarafından da reddi mümkün olmayan bir fikir olmuştur. Bu fikirleri bir araya toplayan Türk Milleti için bir kurtuluş reçetesi olarak sunan Ziya Gökalp olmuş, belki de fikirler arası çatışmanın önünü almıştır. Onun fikirleri yeni Türk Devleti’nin kurtuluş ve kuruluş mücâdelesinde özellikle Mustafa Kemal Atatürk’e rehberlik etmiştir.

 

III.HAFTA

 

         OSMANLI DEVLETİNİN YIKILIŞI

 

         1 - Trablusgarp Savaşı

 

İtalya, l871 yılında millî birliğini kurduktan sonra sömürge arayışına başladı. İtalya’nın hedefi Roma İmparatorluğu’nun sahip olduğu toprakları elde etmekti. Bu amaca ulaşmak için tıpkı Roma gibi Akdeniz egemenliğini sağlayabilmek için İtalya karşısındaki eski Kartaca toprakları olan Kuzey Afrika’daki Trablusgarb’ı  gözüne kestirdi. Aslında dünyanın en zengin fosfat yataklarına sahip olmak istiyordu. İşgâl için  önce Avrupa devletlerini ikna etti. Daha sonra Trablusgarb’da İtalyanlara ayrıcalıklar tanınmasını istedi. Ardından buradaki İtalyanların haklarının korunmadığı gerekçesiyle Trablusgarb’ı resmen Osmanlı Devleti’nden istedi. Kabul edilmeyince Eylül  l911’de işgâl etti.

 

 Osmanlı Devleti, Mustafa Kemal ve Enver Paşa komutasında çok az birlik gönderebildi. Bu iki komutan Trablusgarb yerlilerini İtalyanlara karşı teşkilatlandırdı. Onlardan gönüllü birlikler kurarak İtalyanlara karşı başarılı mücâdeleler yaptı. İtalyanlar, kıyı şeridinden içeri sokulmadı.

 

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine İtalyanlarla Uşi anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı (Ekim l9l2). Bu anlaşmaya göre Trablusgarb, İtalyanlara bırakıldı.  On ,iki ada, Balkan Savaşları’ndan sonra alınmak üzere İtalyanların uhdesine  bırakıldı.

 

         Trablusgarb’ın, İtalyanlara bırakılmasına rağmen Mustafa Kemal ve Enver Paşa’nın örgütlediği Trablusgarblılar, İtalyanlarla mücâdeleye devam etti. Hatta bunların lideri Şeyh Sünûsî, İstiklâl Savaşı sırasında Anadolu’ya gelerek Mustafa Kemal’le görüştü. Bu görüşme iki düşmanının birlikte hareket ettiğini gören İtalyanları telaşlandırdı ve İtalyanların Anadolu’daki işgâl ettiği topraklardan çekilmelerinde etkili oldu.

 

 

         2.  Balkan Savaşları

 

Osmanlıların Trablusgarp’ta savaşmalarını fırsat bilen Karadağ, Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan kendi   aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara bırakarak Osmanlı Devleti’ne karşı Rusya’nın örgütlemesiyle savaş açtı. Osmanlı ordusu içindeki siyâsî bölünmelerin etkisiyle yakın zamana kadar kendine bağlı birer prenslik olan bu Balkan devletleriyle başa çıkamadı. Bulgarlar, İstanbul yakınlarındaki Yeşilköy’e kadar ilerledi.

 

l913 Mayısındaki Londra Barışı ile I. Balkan Savaşına son verildi. Midye-Enez hattının batısı Balkan devletlerine bırakıldı.

 

Fakat Osmanlı Devleti’nin imdâdına bu devletlerin Osmanlıdan aldıkları toprakları paylaşamaması yetişti. Osmanlı Devleti kaybettiği toprakları geri almak için II. Balkan Savaşı’nı başlattı. Bulgarlar geri püskürtülerek Edirne’ye kadar olan topraklarını kurtardı.

 

         3 .  I. Dünya Savaşı

        

a. Birinci Dünya Savaşı’nın Sebepleri

 

XX. Yüzyıla gelindiğinde dünyadaki gelişmeler devletleri savaşın eşiğine getirmişti. Dünya devletlerini savaşın eşiğine getiren bu gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz;

        

 1. Emperyalizm (Sömürgecilik): Avrupa’da sanayi inkılâbının gerçekleşmesi bu devletleri ham madde ve pazar aramaya yöneltmiştir. I.Dünya Savaşı öncesinde Avrupa haricinde dünyanın büyük bir kısmı Batı devletlerinin sömürgesi idi. Sömürge elde etme yarışı özellikle l870’li yıllarda İtalya ve Almanya’nın millî birliklerini kurarak siyâset sahnesine çıkması ile iyiden iyiye hızlandı. Sömürgecilik sadece pazar ve hammadde arayışından kaynaklanmıyordu. Dinî ve kültürel yayılma isteği de ayrıca sömürge elde etmenin hedefleri arasındaydı. Fakat dinî ve kültürel yayılma daha çok sömürgeleştirilen toprakların elde tutulması ve buraların bir  şekilde elden çıkma ihtimaline karşı çıkarlarını devamını sağlamanın bir aracı olarak görülmüştür.

 

            2. Milliyetçilik: Millî sınırlar içinde millî devletler kurma düşüncesi bağımsızlık savaşlarına sebep olmuştu.

 

3. Hızlı Silahlanma: Almanya millî birliğini kurduktan sonra sanayileşme atılımı yaparak büyük bir güç haline geldi. Özellikle silah sanayiinde çok ileri giden Almanya’nın saldırgan tavrı kendisinden korkulur bir güç olarak söz edilmesine sebep oldu.

 

         4. Bloklaşma: Avrupa’da Alman-Fransız, Balkanlarda Rus-Avusturya anlaşmazlıkları bloklaşmanın temelini oluşturdu. Önce Almanya ile Avusturya  ittifak anlaşması yaptı. Daha sonra İtalya, Fransa’nın Tunus’u işgâli üzerine Alman birliğine katıldı (l881). Bu ittifaka karşı Rusya,  Fransa ve İngiltere  l907’de  üçlü itilâf devletlerini kurdu.

        

5. Hanedan çekişmeleri: I. Dünya Savaşı öncesi Fransa haricindeki bütün Avrupa devletleri hanedanlar tarafından yönetilmekteydi. Bu hanedanların akrabalıktan doğan çekişmeleri vardı.

 

         Artık  savaş bir an meselesi idi. Avusturya - Macaristan veliahdının bir Sırplı tarafından öldürülmesi savaşın çıkması için bir kıvılcım oldu.

 

          b.Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devleti

 

Osmanlı Devleti, Avrupa’da kendisini yalnızlıktan kurtarmak için  ittifak teşebbüslerinde bulundu. İngiltere ve Fransa’ya yapılan tekliflerin reddi, Osmanlıyı Almanya’nın yanına itti. Almanya ile Ağustos l914’de Türk-Alman ittifakı imzalandı.

 

Bu ittifaka rağmen Osmanlı Devleti, savaş karşısında tarafsızlığını ilân etti.Fakat  gelişen olaylar ve Almanya’nın çabaları, devleti savaşa sürükledi. Almanlara göre Osmanlı Devleti savaşa girerse Kafkas cephesinde  bir kısım Rus kuvvetlerini üzerine çekecekti.

 

Osmanlı Devleti;

-Bulgaristan’ın savaşa katılması,

-Romanya’nın tarafsızlığının sağlanması,

-Seferberliğini tamamlayamamış olması,

-Mâli durumunun kötülüğü gibi bahaneleri Almanlar safında savaşa girmemek için ileri sürdü.

 

Almanya’nın Fransa’yı altı haftada yere serme plânının suya düşmesi, Avusturya’nın ise Rusya karşısında bir şey yapamaması, Rusya ile esaslı mücâdeleyi gerektirmesi, Türkler üzerinde Alman baskısının artmasına sebep  olmuştur.

 

İstanbul’daki Alman askerî yardım heyetinin çabaları, başta Harbiye Nazırı Enver Paşa olmak üzere kabinenin bazı üyelerinin isteği ile Osmanlı Devleti, Ekim sonunda savaşa girdi.

      

         Osmanlı Devleti’nin Almanlarla birlikte yaptığı savaş plânının esasları şunlardı:

 

        1. Doğu Anadolu ve Kafkasya üzerinden Rusya’ya bir darbe vurmak,

        2. İngiltere’nin ana imparatorluk (Uzak Doğu) yolunu kesmek için Süveyş Kanalına ve Mısır’a karşı harekete geçmek,

        3. Ege ve Akdeniz’deki İtilâf donanmasına karşı Çanakkale’yi korumak için Trakya’da önemli kuvvet bırakmaktı.

 

         c.Osmanlı Devleti’nin savaştığı cepheler;

 

-Kafkasya (Doğu cephesi): Bu cephede faaliyet, İtilâf devletlerinin Çanakkale’yi geçememesi sebebiyle Rusların l916 başından itibaren saldırıya geçmesiyle başlamıştır.Bu saldırılarla Ruslar, Temmuz ayına kadar Erzincan ve Muş yöresini işgâl etti.

 

Çanakkale Savaşları’ndan sonra Doğu cephesine gelen Mustafa Kemal Atatürk,  burada Ruslara karşı başarılı mücâdeleler yaparak Bitlis ve Muş’u kurtarmayı başardı. Mustafa Kemal’in bu başarısı bölge halkının Millî Mücâdale’ye  katılmasında etkili olacaktır.

        

- Güney Cephesi: Bu cephe iki amaçla İngilizler tarafından açılmıştır. Biri Abadan petrollerini korumak, diğeri Kuzeye çıkıp Ruslarla birleşerek Türk kuvvetlerinin İran’a girerek Hindistan’ı tehdit etmesini önlemekti.   Bu cephede Osmanlı Devleti başarılı olmuştur. Kutülamara’da İngiliz kuvvetleri Türkler tarafından sarılmış, fakat Enver Paşa, Almanların isteğine uyarak İran’ı, Rus kuvvetlerinden temizlemeye karar verdiği için İngilizler üzerine taarruz devam etmemiş, bunun üzerine İngilizler karşı saldırıya geçerek       Mart l917’de Bağdad’a girmişlerdir.

 

         Kanal cephesinde çöl şartlarına iyi hazırlanmamış olan ordumuz iki taarruz teşebbüsünde de başarısız oldu. İngilizler, l9l6 yılı sonunda Sinâ yarımadasını ele geçirerek Suriye sınırlarına dayandı. l917 yılında İngilizler Gazze’deki Türk savunmasını kırarak önce Gazze’ye, ardından Aralık ayında Kudüs’e girdiler. Kudüs’ün işgâli maalesef müttefiklerimiz olan Almanya ve Avusturya’da günlerce süren sevinçle karşılanmıştır.

 

Hicâz ve Yemen’de çarpışan birliklerimiz bir yandan İngilizlerle savaşırken diğer yandan Mekke Emîri Şerif Hüseyin’le uğraştı.

 

Suriye ve Filistin cephesinde başarılı mücâdeleler yapıldı. Ancak ordu merkezi Adana’ya kadar kademe - kademe çekilmek zorunda kaldı.

 

          - Batı Cephesi: Bu cephede Osmanlı birlikleri Galiçya, Romanya ve Makedonya’da savaştı.

 

 Rusların, Karadeniz kıyılarına asker çıkarması üzerine içlerinde Çanakkale’de savaşmış kahramanlarımızın da bulunduğu Türk birlikleri, Bulgarların yardımına koşarak, Galiçya’da başarılı mücâdeleler yaptı.

 

Makedonya’ya Sırpları desteklemek için gelen Fransız birliklerine karşı Bulgarlara yardım için giden Türk birlikleri Serez’de ve Romanya’nın savaşa katılması üzerine de  Dobruca, Bükreş ve Tuna’da savaştı.

 

 Bu cephe mücâdeleleri Rusların, Karadeniz kıyılarına asker çıkararak Balkanlar yoluyla Akdeniz’e inmesini önlemek için yapılmıştı. Aksi halde Çanakkale’deki mücâdelemiz boşa gidecekti.

 

         -Çanakkale Cephesi: Osmanlı Devleti ve İtilâf devletleri açısından I. Dünya Savaşı denildiğinde herhalde ilk akla gelen  Çanakkale’dir. İtilâf devletleri daha Osmanlı Devleti savaşa girmeden önce Boğazları hedef  almışlardır. Osmanlı Devleti savaşa katıldıktan sonra ise Boğazların ele geçirilme plânı daha ciddiyetle ele alınmıştır. İtilâf devletlerine göre Çanakkale girişiminin üç hedefi vardır;

 

         1. Boğazlar ve İstanbul kendi ellerine geçtiği takdirde Osmanlı Devleti ve müttefiklerinin açtığı bütün cepheler tasfiye edilmiş olacaktı.

 

         2. Boğazlar ele geçirilirse Rusya ile yakın temas sağlanarak, Rusya’ya silâh ve malzeme sevkına karşılık Rusya’dan da buğday alınmış olurdu.

 

         3. Müttefiklerin, Boğazlara yerleşmeleri ve Osmanlı Devleti’nin savaştan çekilmesi savaşa katılmamış Balkan devletlerini etkiler ve Merkezî (Mihver) devletleri safında savaşa katılamazlardı.

 

         Çanakkale cephesi savaşları deniz ve kara savaşları olmak üzere ikiye ayrılır. Deniz savaşlarında sıcak ortam Osmanlı Devleti’nin resmen savaşa girmesinden önce başlamış Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle de kızışmıştır. İtilâf donanması l9 Şubat’tan itibaren dış denizden Boğazın iki yakasındaki Türk tabyalarını bombardımana başlamış ve l8 Mart’a kadar bombardıman devam etmiştir. l8 Mart’ta  İtilâf donanması Boğazı geçmek istemiş ve ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmıştır. 

 

         Çanakkale’yi denizden geçemeyen İtilâf devletleri Nisan l9l5’den itibaren önce Gelibolu yarımadasının Güney kıyılarına çıkarma yapmışlar, bu başarılı olamayınca Ağustos ayında Yarımadanın Batı sahillerine yönelmiştir. Burada Çanakkale savaşlarının en çetin muharebeleri cereyan etti. Bu savaşlarda Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal bir yıldız gibi parladı.

 

         Çanakkale, Türk kahramanlığının, vatan severliğinin ve insan sevgisinin doruk noktasına ulaştığı yerdir. Çanakkale, Türk’ün ölüm kalım mücâdelesi verdiği, insan olarak kendilerinin de yaşamaya hakkı olduğunu bütün dünyaya duyurduğu yerdir. Çanakkale Türk’ün dünya siyâsetinin akışını değiştirdiği yerdir.

 

         Çanakkale ‘Üzerinde Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu’nun sonunun başlangıcıdır. Çanakkale, İngiliz’in de yenilebileceğinin sömürge milletlere gösterildiği yerdir.

 

Çanakkale savaşları sonunda;

 

-İngiltere,  Rusya’ya yardım götüremedi.

            -Ekonomik güçlük içerisine giren Rusya’da ihtilâl çıktı ve Rusya savaştan çekildi.

            -İngilizlerin  Orta Doğu projeleri aksadı.

            -İttifak devletleri Bulgaristan’ı yanlarına aldı.

            -İttifak devletlerinin morali yükseldi.

-Türkler Boğazları ve İstanbul’u kurtarmakla Türkiye’deki varlıklarına inebilecek    en büyük tehdidi uzaklaştırdılar.

            -Savaş üç yıl daha uzadı.

        

Savaşın Sona Ermesi: İttifak devletleri başarılı mücâdeleler yapmış olmalarına rağmen denizlerde üstünlüğün İtilâf devletlerinde olması, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa girmesi ile güçler dengesi değişti ve İttifak devletleri Wilson prensiplerine güvenerek savaştan çekildi.

 

IV. HAFTA        

 

         MONDROS MÜTAREKESİ

 

        Osmanlı Devleti, müttefiklerinin savaştan çekilmesi üzerine  Wilson prensiplerine   güvenerek barış istemek zorunda kaldı. Osmanlı Devleti, Mondros koyunda Çanakkale savaşlarında yaraladığımız İngiliz Agamemnon zırhlısında dört gün süren müzakereler sonunda İngiliz Amiral Calthrope’nin dikte ettirdiği şartları kabul ederek anlaşmayı imzaladı (30 Ekim l9l8).

         Anlaşma 25 maddeden oluşmaktadır. Maddeleri  egemenlik haklarını kısıtlayan maddeler, askerî hükümler ve ekonomik hükümler olmak üzere üç grupta toplayabiliriz;

        

       -. Osmanlı Devleti’nin egemenlik haklarını kısıtlayan maddeler:

 

1.Madde - Boğazlar açılacak, serbest geçiş için Çanakkale ve Karadeniz istihkâmları İtilâf devletleri tarafından işgâl edilecektir.

 

7. Madde - İtilâf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun çıkması halinde, herhangi bir stratejik noktayı işgâl hakkına sahip olacaklardır.

 

24.Madde- Vilâyât-ı Sitte’de (Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Diyarbekir, Sivas) bir karışıklık çıkması halinde, İtilâf devletleri bu vilâyetlerin herhangi bir kısmını işgâl hakkına sahip bulunacaklardır.

 

         -. Askerî hükümler:

 

5. Madde- Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli görülen kuvvetlerin dışında Osmanlı ordusu hemen terhis edilecek.

 

4. Madde- İtilâf devletlerine ait savaş esirleri ile Ermeni esir ve tutuklular İstanbul’da toplanacak ve kayıtsız şartsız teslim olunacaktır.

 

11. Madde- İran’ın içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri en kısa zamanda savaştan sonraki sınırın gerisine alınacaktır.

 

         -. Ekonomik Hükümler:

 

9. Madde- Osmanlı tersane ve limanlarında İtilâf devletleri gemilerinin tamiri için kolaylık gösterilecektir.

 

14.Madde- Ülkenin ihtiyacı sağlandıktan sonra İtilâf devletlerine kömür, mazot ve yağ maddeleri sağlanacak, bu maddelerin hiçbiri ihraç edilmeyecektir.

 

15.Madde-Bütün demiryolları İtilâf devletlerinin kolluk kuvvetleri tarafından kontrol altına alınacak.

 

         İtilâf devletleri 7. maddeyi bahane ederek savaşla alamadıkları ve gizli anlaşmalarla paylaştıkları Türk topraklarını işgâle başladı.

 

         1.Mütareke Bahanesiyle Yapılan İşgâller:

 

         Anlaşmanın mürekkebi kurumadan İtilâf devletleri kendi aralarında gizli anlaşmalarla paylaşmış oldukları yerleri işgâle başladılar.

 

        İngilizler; Boğazlar, Çanakkale, Musul, Batum, Antep, Konya, Maraş, Bilecik, Samsun, Merzifon, Urfa ve Kars’ı,

        Fransızlar; Doğu Trakya, Dörtyol, Mersin, Adana ve Afyon’u,

        İtalyanlar; Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i işgâl ile birlikte Konya ve Akşehir’e de asker yolladılar.

 

         Bütün bunların yanında Amiral Calthrope’nin Rauf Bey’e Yunanlıların Osmanlı topraklarına sokulmayacağı yolundaki mektubuna rağmen Yunanlılar,  İzmir’deki Rumları koruma bahanesiyle İtilâf devletlerinin temsilcisi sıfatıyla İzmir’i işgâl ettiler.

 

         Ermeniler kurdukları alaylarla Doğu Anadolu’da yayılmaya ve Müslümanlara zulüm ve baskıya başladılar. Güneyde Fransızların işgâl ettiği topraklara Fransızlarla birlikte Ermeni milisleri de geldi.

 

         2.Mondros Ateşkes Anlaşmasının Değerlendirilmesi

        

a-Avrupa devletleri açısından;

Anlaşma ile İtilâf devletleri, Türkler üzerindeki tarihî emellerini simgeleyen “Şark Meselesi”ni gerçekleştirme fırsatı yakaladıklarını zannettiler. Onlara göre Mondros, Şark Meselesi’nin çözümü için sondan atılan ikinci adımdır. Son adım ise Sevr olacaktır.

        

b-İçimizdeki azınlıklar açısından;

Asırlarca içimizde barış içinde yaşamış Ermeniler ve Rumlar,Türk topraklarındaki tarihî emellerini gerçekleştirme fırsatı yakaladılar.

        

c-Türkler açısından;

 Mondros bahanesiyle haksız olarak yapılan  işgâller ve işgâl bölgelerinde Türklere yapılan zulüm ve yıldırma hareketleri Türk Millî Mücâdelesinin daha işgâlciler yerleşemeden başlamasına sebep oldu. Bu durum işgâlcilerin yurttan atılmasını kolaylaştırdı. Dahası Mondros, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına sebep olmakla beraber genç Türk Devleti’nin kurulmasına  zemin hazırladı.

        

d-Dünya açısından;

Çanakkale’de başlayan Avrupalıların da yenilebileceği düşüncesi Türk Millî Mücâdelesi ile  perçinlendi. Sömürge altındaki milletlerin uyanışına  sebep oldu.

 

         3.Mondros ve İşgâller Karşısında Tutum

 

         a- İstanbul’un Tutumu:

 

Padişah, memnuniyetsizliğini göstermek için anlaşmayı imzalayan delegeleri önce kabul etmedi. Daha sonra yayınladığı bildiride işgâl kuvvetlerinin Türk misafirperverliğine yakışır biçimde karşılanmasını istedi.

 

Metni, Meclis-i Mebûsan tartışmalardan sonra kabul etti. Hükûmet meseleyi müzakere yolu ile çözmeyi umuyordu.

 

İzmir’in işgâli İstanbul’un korkaklığını açık bir şekilde ortaya koydu. İzmir’in işgâl edileceğini bildirerek hükûmeti uyarmak isteyen telgraf memuru tutuklandı.

 

Veliahd Abdülmecid Efendi’nin önerisi ile toplanan Şûrâ-yı Saltanat’da İzmir’in işgâlinin Wilson prensiplerine aykırı olduğu belirtildi, fakat bir karar alamadan dağıldı.

 

         b. Mustafa Kemal Paşa’nın Tutumu:

 

Mustafa Kemal Paşa, zaten Türk Milletini bu duruma düşüren I. Dünya Savaşına girişimizi onaylamamıştı fakat, savaşta kendisine verilen görevleri hakkıyla yerine getirdi.

 

Çanakkale’deki başarılarından sonra gönderildiği Doğu cephesinde Rusları durdurdu. Hükûmet merkezine gönderdiği raporlardaki fikirleri onaylanmayınca İstanbul’a geldi. Burada bulunduğu sırada Veliahd Vahdeddin’in yaveri olarak Almanya gezisine gitti. Almanya’nın savaştaki durumunu gördü. Vahdeddin, padişah olunca tekrar ordudaki görevine başladı ve Haleb’de düşmanı durdurmayı başardı.

 

Anlaşma imzalandığında Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na atandı. Mustafa Kemal, merkeze gönderdiği telgraflarda; işgâllerin niteliğini soruyor, İskenderun’un denizden çıkarma yapma suretiyle işgâlinin anlaşmaya aykırı olduğunu belirtiyor ve işgâl girişimine karşı koyacağını  kesinlikle bildiriyordu. Mustafa Kemal ile hükûmet merkezi arasındaki gerginlik 7. Ordu ve Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’nın lağvı ile çözümlendi.

 

Mustafa Kemal işgâlcilere karşı İstanbul’un bir şey yapamayacağını daha Adana’da iken gördü. Fakat İstanbul’a geçip sağduyu  sahibi milliyetperverleri hareketlendirmek gerektiği düşüncesi ile İstanbul’a geldi. Şişli’deki evinde arkadaşları ile görüşerek mücâdele esaslarını tespit etti. Karar “Türk Milletini işgâlcilere karşı teşkilatlandırmak için Anadolu’ya geçmek gerektiği” yolunda idi.

 

         c. Türk Milletinin Tutumu

 

         Türk Milleti öncelikle kendisinin bu topraklarda yaşama hakkını, kurduğu millî örgütlerle savunma yoluna gitti. Bunlar, Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak cemiyetleri ile değişik adlar altında kurulmuş mahallî millî teşkilatlardı. Bunların adları aynı olmasına rağmen, aralarında organik bir bağ yoktu. Bunlar, işgâllerin kanunsuzluğunu ilgili devletlere ve dünya kamuoyuna duyurmayı hedefliyorlardı.

 

Ama İzmir’in işgâli bu cemiyetlere de hakkın ancak güçte olduğunu ve Kuva-yı Millîye teşkilâtlanmasının gereğini gösterdi. Mustafa Kemal, çekirdek halinde ve dağınık bu cemiyetleri önce tamimler sonra kongreler yolu ile teşkilâtlandırdı.

 

         d. Türk Vatanında Mondros Yanlısı Tutum

 

         1.  Azınlık Faaliyetleri:

 

          Anlaşma topraklarımızda tarihî emelleri olan azınlıklar için de bir fırsat olmuştu. Azınlıklar işgâlcilerle birleşip onlara yardımcı oldu. Kurdukları örgütlerle bir kısmı bağımsız bir devlet kurmaya çalışırken, Rumlar da Yunan işgâlini kolaylaştırmaya yönelik faaliyette bulundu.

 

Yüzyıllardan beri Osmanlı topraklarında Yunan menfaatlerini temsil eden Rum Patrikhânesi bu etkinliklerin merkezi oldu. Bu amaçla çalışan örgütler; Yunan Komitesi, Trakya Komitesi, Mavri Mira Derneği, Göçmenler Komisyonu idi. Ayrıca Etnik-i Eterya, Karadeniz’deki Rumları teşkilatlandırarak Pontus devleti kurmayı amaçlıyordu.

 

Ermeniler, öteden beri Türk milletini bulundukları topraklarda bölgede emelleri olan devletlerin de desteği ile katletme ve yıldırma hareketine girişmişlerdi. Mondros da onlar için bir fırsat oldu. Doğu Anadolu’da çoğunlukta olduklarını ileri sürerek bir devlet kurmak için İtilâf devletlerinden destek istediler. Ancak Amerikalı General Harbord başkanlığındaki bir heyet hazırladığı raporda Ermenilerin hiçbir bölgede çoğunlukta olmadıklarını bildirmesine rağmen, Batının Ermenilere desteği sona ermedi. Her fırsatta  Türk milletini zora sokmak için anlaşmalara madde koydurdular.

 

Ermeniler ayrıca işgâl bölgelerinde işgâl kuvvetlerinin taşeronu olarak hareket etti. Özellikle Fransız işgâl bölgelerinde ‘İntikam Alayları’ kurarak Türk milletine zulüm ve  işkence yapmaya başladılar.

 

         2. İşgâlci Unsurların Faaliyetleri

 

İşgâl kuvvetleri işgâllerini kolaylıkla gerçekleştirebilmek ve kendilerine karşı mukavemet gösterilmesini engellemek için İstanbul hükûmetini baskı altına aldı. Bunun yanında kurdurdukları cemiyetler aracılığı ile de emellerini gerçekleştirmeye çalıştılar. Özellikle İngilizler sömürgelerinde uyguladıkları yerli unsurları kullanma metotlarını ülkemizde de uyguladı. İngiliz Muhipler Cemiyeti,  Hilâfeti destekler görünerek uyanan milliyetçilik bilincini yok etmeye çalışıyordu. Bu cemiyet aracılığı ile İngilizler, Müslüman halkın dinî duygularla devletine bağlılığını da kullandılar. İstanbul’a hazırlattıkları fetvalar İngiliz ve Yunan uçakları ile Anadolu’ya dağıtıldı.

        

         3.  Yerli Unsurların Faaliyetleri

 

            Ülkemizde Mondros sonrası ortaya çıkan durumu kullanan ideolojik ve etnik amaçlı örgütler de ortaya çıktı. Teali-i İslâm Cemiyeti İstanbul’daki bazı müderrisler tarafından kuruldu. Osmanlı Devleti’nin dinî esaslara bağlı kalınarak kurtarılabileceğini, Saltanat ve Hilâfetin güçlendirilmesi gerektiğini savunuyordu.

 

Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürtleri ayrı bir kavim sayıyor, İngilizlerin desteği ile bir devlet kurmak istiyordu.

Bunların yanında manda yolunu seçenlerce kurulan Wilson Prensipleri Cemiyeti gibi cemiyetler de kuruldu. Bunların büyük bir kısmı Millî Mücâdele ümit vermeye başlayınca millî harekete katıldı.

 

V.HAFTA  

 

         MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ve TÜRK MİLLETİNİ TEŞKİLATLANDIRMASI

 

1.Mustafa Kemal Atatürk

 

a- Atatürk’ün Kişiliği

        

           Atatürk’ün kişiliği çeşitli yönlerden ve bakış açılarından incelenmiştir. Bunların   içinde ters değerlendirme yapanlar da olmuştur. Ama bütün yazarların üzerinde birleştiği bir husus Atatürk’ün dâhi olduğudur.

 

Bir insanın  yetenekleri çevresindekilerden biraz daha üstünse toplumsal olayları değerlendirecek durumdadır. Bireyleri toplumun genelinden çıkan kurallar ve anlayış biçimleri etkilemektedir. Dâhi dediğimiz insanlar kendi alanlarında toplumun bütünüyle üstüne çıkabilir ve onu biçimlendirebilirler. Yine de dâhiyi ortaya çıkarabilecek bir toplum olması gerekir.

 

Atatürk, Osmanlı Devleti’nin çağdaşlaşma atılımları içinde yeni tarzda açılan okullarda yetişti. Atatürk, çocukluğunda okula değil de annesinin isteği üzerine mahalle mektebine gitseydi ortaya çıkabilecek miydi?

 

         Dâhiler toplumsal ortamı değiştirebilecek çok çeşitli özelliklere sahiptir. Dehâları tek alanla sınırlı değildir. Atatürk’ün hep başarılarla geçen zahmetli bir askerlik hayatı, devlet kuruculuğu inkılâpçılık dehâsı belli başlı alanlardır.

 

         Atatürk’te şu kişilik özellikleri ve nitelikleri vardır:

 

         1. Olayları değerlendirmede olağanüstü başarılıdır.

         2. Zorluklar karşısında yılgınlığa kapılmaz.

         3. Gerçekleri arama ve bulma aşkıyla doludur. Çok okur, cephede bile okur.

         4. Okuma aşkı onu yazar yapmıştır. Dördü telif, ikisi çeviri altı eseri vardır.

         5. Nutuk’u görkemli bir tarih ve siyâset eseridir.

         6. Dilde sadeleştirme akımı başlayınca pek çok terimin Türkçe karşılığını kendisi buldu.

         7. Önemli siyâsî gelişmeler karşısında ünlü gazetecilere makaleler yazdırdı.