XII. TÜRKİYE'DE MİLLİ ŞEF DÖNEMİ 

12A.Atatürk'ün Ölümü ve İsmet İnönü'nün  Cumhurbaşkanı Seçilmesi

 1. Atatürk'ün Son Günleri

   Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1881 yılında Selânik'te başlayan yaşamı, son derece ağır koşullar içinde sürmüştü. Küçük yaşta babasını yitiren ve yaşam savaşına atılan Mustafa Kemal, daha Harp Okulu yıllarından başlayarak, memleketin sorunları ile ilgilenmeye başlamıştı. Genç subaylık yıllarında ise, bir yandan II. Abdülhamit'in baskı yönetimine karşı çıkmış, sürgün olarak gönderildiği Şam'da, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurarak, bu yoldaki savaşımını örgütlü bir duruma getirmişti. Bir süre sonra da bu Cemiyet İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşmiş (1907) ve İkinci Meşrutiyet'in II.Abdülhamit'e kabul ettirilmesinde etkili olmuştu. Bu gelişmelerin ardından genç Mustafa Kemal, devleti parçalayan düşmanları ortadan kaldırmak için, cepheden cepheye koşmuş,Trablusgarp, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında önemli görevler üstlenmişti.
 

   Türk Ulusu'nun kaderini eline aldığı yıllarda ise, 38 yaşında genç bir generaldi. 
Bu zor yılların ardından başlayan Kurtuluş Savaşı sırasında ise; büyük yoklukların, sıkıntıların yanı sıra, geleneksel bir monarşi, isyancılar ve işgalcilerle üç yıl boyunca süren amansız bir savaş verilmişti. Türk Kurtuluş Savaşı, ile birlikte başlayan Devrim hareketleri ise, on beş yıl boyunca süresiz devam etmişti. Mustafa Kemal, bu uzun ve çileli yaşam sonucu, Türk tarihinde bir devlet kurucusu olarak yerini almış ve Türk Ulusu, kaderini değiştiren Büyük Önder'e, "Atatürk" sanını  vermiştir. Atatürk, bu dönem boyunca çok çalışmış ve yaşına göre oldukça yıpranmıştı. Bir devlet adamı olarak, çok genç sayılabilecek bir yaşta, 56 yaşındayken, zorlu yaşamın biriktirdiği rahatsızlık, günyüzüne çıkmıştı.

Atatürk, rahatsızlığının verdiği acılara karşın, 1937 ve 1938 yıllarında da devlet işlerini aksatmamıştır. Bu yıllarda üzerinde en çok durduğu konular arasında; Hatay sorunu, toprak reformu, sanayileşme, halkın geçim geçim düzeyinin yükseltilmesi, eğitim-kültür, savunma, dış politika gibi konular gelmekteydi. Doktorların bütün dinlenme önerilerine karşın, devlet işlerini çözümlemek yolunda gösterdiği çabalar, rahatsızlığının daha çok artmasında büyük etken olmuştu. Rahatsızlığının giderek artmasına karşın, 9 Temmuz 1938 tarihinde Bakanlar Kurulu'na başkanlık ederek, bir devlet adamına düşen sorumluluğu son anlarına kadar yerine getirmeyi sürdürmüştü. 
     Bir süre sonra, İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'na götürülen Büyük Önder, 1 Ekim 1938 terihinde ağır bir komaya girmiştir. Bu koma halinden çıktıktan sonra, 26 Ekim'de Başbakan Celâl Bayar'a, TBMM'de okuyacağı konuşma metnini yazdırmıştır. Doktorların sürekli denetiminde tutulan Atatürk, son olarak, 5 Kasım'da devlet işleri hakkında Başbakan'dan bilgi almıştır. 8 Kasım'da ikinci defa ağır bir komaya giren Atatürk, 10 Kasım 1938'de saat dokuzu beş geçe yaşama gözlerini yummuştur.
 

Türk Ulusu'nu büyük yasa boğan bu acı haber, Anadolu'dan bütün dünyaya dalga dalga yayılmıştır. Atatürk'ün bayrağa sarılı tabutu, 16 Kasım'da Dolmabahçe Sarayı'nda bir katafalka konulmuş ve onbinlerce insan O'na son defa saygı duruşunda bulunmuştur. Daha sonra 19 Kasım'da, Sarayburnu'ndan, Zafer Torpidosu'na konularak, Çanakkale vuruşmalarının efsane gemisi Yavuz Zırhlısı'na alınan  Atatürk, önce İzmit'e, daha sonra da, özel bir trenle Ankara'ya götürülmüştür. Ankara'da, TBMM önünde yeniden katafalka konulan Atatürk'ün cenazesi, halkın saygı geçişine açılmıştır. O günlerde  Ankara sokakları, saygı duruşuna katılabilmek için, Türkiye'nin her yerinden gelen insanların hıçkırıkları ile inlemiştir.
     Atatürk'ün cenaze töreni, 21 Kasım 1938'de yapılmış ve bu törene, hemen hemen bütün dünya devletleri  temsilcileri ve bunlara ait  birer  askerî birlikler de törende hazır bulunmuşlardır. Atatürk'ün cenazesi, yapılan görkemli bir törenden sonra, geçici mezarı olan Etnoğrafya Müzesi'ne konulmuştur. Atatürk, ölümünün on beşinci yıldönümü olan, 10 Kasım 1953'te törenle Anıt Kabir'de toprağa verilmiştir. Bu tarihte yapılan görkemli törende, bütün Türk Ulusu, on beş yıl önceki acıyı yeniden yaşamıştır.
 

  2. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi

     Atatürk'ün ölümünün açıklanmasından sonra, anayasaya göre; Cumhurbaşkanlığı makamına , TBMM Başkanı Abdülhalik Renda'nın vekalet edeceği yolunda bir haber yayımlanmıştır. Cumhurbaşkanı Vekili A. Renda, TBMM'yi 11 Kasım 1938'de toplantıya çağırmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusu, önce CHP Meclis grubu toplantısında ele alınmış ve Grup'ta  yapılan oylama sonucunda, İsmet İnönü aday gösterilerek 322 oy almıştır. İnönü,TBMM'de, Cumhurbaşkanlığı için yapılan seçimde ise, oylamaya katılan 348 milletvekilinin oybirliği ile bu göreve seçilmiştir. Atatürk'ün en yakın arkadaşı olan ve O'nun en uzun süre Başbakanlığını yapmış bulunan İsmet İnönü bu görevi  aralıksız olarak, 1950 yılının Mayısı'na kadar sürmüştür.
 

3. İsmet İnönü'nün Yaşamı ve Devlet Adamlığı

    Mustafa İsmet (İnönü), 1884 yılında Malatyalı bir ailenin çocuğu olarak İzmir'de dünyaya geldi. Başarılı bir öğrenim hayatından sonra, 1906 yılında Harp Akademisi'ni birincilikle bitirerek, Kurmay Yüzbaşı oldu. O yıllarda askerlerin önemli bir bölümünün ilgi duyduğu ve üyesi olduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girerek, siyasetle tanıştı. Kendisinden önce bu cemiyette görev alan Mustafa Kemal (Atatürk)'in, "ordunun siyasetten ayrılması" konusundaki düşüncelerini destekledi.
     Balkan Savaşı (1913) ve Birinci Dünya Savaşı (1914-18)  sırasında da önemli görevler alan İsmet Bey, 14 Aralık 1915 tarihinde Albay rütbesine yükseldi. Atatürk'ün komutanlığını yaptığı İkinci Ordu'da, O'nun kurmay başkanı olarak çalıştı. Atatürk'ün önermesi üzerine, 1916 yılında Dördüncü Kolordu Komutanlığı'na getirildi. Daha sonra Üçüncü ve Yirminci Kolordular'da da komutanlık görevlerini sürdürdü. Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru , yine Atatürk'ün komutanlığını yaptığı, Yedinci Ordu'da görevlendirildi. Mondros Ateşkesi'nden önce, Harbiye Nezareti (Savaş Bakanlığı) Müsteşarlığı'na atanan ve Barış Hazırlıkları Komisyonu'nda görevlendirilen İsmet Bey, 4 Ağustos 1919 tarihinde Kolordu Komutanı yetkisiyle, Askeri Şura Üyeliği'ne seçildi.
 

Temsil  Kurulu Başkanı Mustafa Kemal'in  Ankara'ya gelişinden sonra, İstanbul'daki görevinden izinli olarak bu kente gelen ve Atatürk ile görüşen İsmet Bey, 9 Nisan 1920 tarihinde ise, er giysileri giyerek, İzmit-Düzce- Bolu üzerinden Ankara'ya ikinci defa gelerek, 23 Nisan 1920'de açılan TBMM'ne katıldı. Bu Meclis'te, Edirne milletvekili olarak görev aldı ve Genelkurmay Başkanlığı'na seçildi. Bu görevi kendisinde kalmak üzere, 8 Kasım 1920 tarihinde Batı Cephesi'nin kuzey bölümünün komutanlığına getirildi. 10 Ocak 1921 tarihinde Birinci İnönü Savaşı'nda  kazandığı başarıdan dolayı,Tuğgeneralliğe yükseltildi. 1 Nisan 1921'de İkinci İnönü Savaşı'nda ise, Atatürk'ün deyimiyle, "yalnız düşman değil, Türk Ulusu'nun kötü kaderini " de yendi. Daha sonra Kuzey ve Güney bölümleri tek bir çatı altında birleştiren Batı Cephesi Komutanlığı'na atandı (15 Nisan 1921).
 

   Sakarya Savaşı'nda (22 Ağustos- 13 Eylül 1921) da üstün başarı gösteren İsmet Paşa, Büyük Saldırı'nın planlarını yapılmasında Atatürk'ün en büyük yardımcısı olmuştur. Büyük Saldırı'nın devam ettiği günlerde Korgeneralliğe yükseltilmiştir (31 Ağustos 1922).

   Kurtuluş Savaşı sonunda, (3-11 Ekim 1922) tarihleri arasında yapılan Mudanya Ateşkesi'nde TBMM Hükümeti'ni başarıyla temsil etmiştir. İsmet Paşa, 26 Ekim 1922'de Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmiş ve Lozan Konferansı'ndaki sert ve dirençli davranışlarıyla dikkatleri üzerine toplamıştır. İsmet Paşa, bu konferansın birinci döneminde kendisine antlaşmayı imzalaması için baskı yapan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a; "Memleketimi tutsaklığa mahkum eden bir belgeye imza koymam..." diyerek, kararlılığını ortaya koymuştur.

   Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra, dokuz arkadaşı ile TBMM Başkanlığı'na, Ankara'nın başkent yapılması yolunda bir önerge veren İnönü, bu girişiminde de başarılı olmuştur. Cumhuriyet'in ilânının ertesi gününde, Atatürk tarafından Başbakanlık görevine getirilmiş ve 19 Kasım 1923 tarihinde de CHP Genel Başkan Vekilliği'ni üstlenmiştir. 20 Kasım 1924'te istifa ettiği Başbakanlık görevine, 5 Mart 1925 tarihinde yeniden getirilen İnönü, bu görevini, 25 Ekim 1937 tarihine kadar kesinisiz sürdürmüştür. Türk Devrimi'nin bütün evrelerinde görev alan İnönü, Cumhuriyet'e ve Atatürk ilkelerine bağlı kalmış ve Atatürk'ü desteklemiş, ancak 1937 yılında Atatürk ile aralarında beliren bazı küçük görüş ayrılıkları yüzünden, Başbakanlık görevinden istifa etmiştir.
 

İnönü, Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de ölümü üzerine, TBMM tarafından 11 Kasım'da Cumhurbaşkanlığı'na seçilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında izlediği akılcı siyaseti sonucu, Türkiye'yi savaşın yıkımlarından uzak tutmuş, Köy Enstitüleri'nin geliştirilmesi ve Toprak Reformu gibi yenilikleri uygulamaya koymuştur. O, Türkiye'de çok partili demokrasinin kurulması gibi zor bir görevi de yerine getirmiştir.

   1950-1960 yılları arasında ana muhalefet partisi liderliği görevini üstlenen İsmet İnönü , 1960 askeri darbesinden  sonra bir süre Başbakanlık görevini üstlenmiş, 25 Aralık 1973'te Ankara'da yaşamdan ayrılmıştır.
     Cumhuriyet'in  ilk yirmi yılında, İnönü döneminde Türkiye'nin kazandığı uluslararası kazandığı saygınlığı kanıtlayan somut bir örnek vererek ,bu konuyu  tamamlamak istiyoruz.

   Osmanlı Devleti, 1911 yılında içinde bulunduğu ekonomik zorlukları aşabilmek için, Maliye Bakanı Cavit Bey'i borç para bulmak üzere Londra'ya göndermişti. Cavit Bey, bu gezisi sırasında istediği parayı bulamamış ve o zamanlar Denizişleri Bakanı olan Winston Churchill'e, Osmanlı-İngiltere arasında  bir işbirliği anlaşması önerisinde bulunmuş, İngiliz Bakan da bu öneriyi reddetmişti. Oysa İkinci Dünya Savaşı sırasında, İngiltere Başbakanı olan W. Churchill, bu defa Türkiye'yi, İngiltere'nin yanında savaşa sokabilmek için, Adana'ya gelerek (1943), İsmet Paşa'ya adeta yalvarmış, Kahire görüşmeleri (1944) sırasında da bu girişimlerini sürdürmüştür. Yalnızca bu tarihi olay bile, Cumhuriyet'in ilk yirmi yılında alınan olumlu ve önemli sonuçların açık bir kanıtı sayılabilir

12B.Milli Şef Dönemi


 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 11 Kasım 1938 tarihinde, eski başbakanlardan İsmet İnönü'yü Cumhurbaşkanı seçti. 26 Aralık 1938 tarihinde toplanan C.H.P. Olağanüstü Kurultayı da Parti Tüzüğü'nün 3. maddesinde yaptığı bir değişiklik ile Atatürk'e Ebedi Şef, İnönü'ye de  "Millî Şef" sanlarının verilmesini  uygun gördü. Bu nedenle Cumhuriyet Tarihimiz'de, 1938-45 yılları arasındaki dönem, "Milli Şef Dönemi" adını almıştır.

    Millî Şef Dönemi'nde, Türkiye'nin iç ve dış politikalarında çok önemli değişiklikler olduğunu görmekteyiz. Bu dönemin daha başlangıcında patlak veren İkinci Dünya Savaşı, Türkiye'nin dış politikada bir ikilem içine düşmesine yol açmış, önceleri Almanya yanlısı bir politika izlemek zorunluluğu duyan ve Birinci Dünya Savaşı gibi önemli bir deneyimi yaşayan Milli Şef İnönü, Batılı demokratik devletler ile de bütünüyle ilgisini kesmemiştir. Türkiye, başta Cumhurbaşkanı İnönü olmak üzere, deneyimli kadrosunun başarılı politikası sonucunda,  savaşan devletlerin büyük baskılarına karşın, bu savaşa katılmamakta ısrar etmiş, ancak; savaşın demokrasi cephesi tarafından kazanılacağının anlaşılması üzerine, sadece bir formalite gereği olarak, 23 Şubat 1945 tarihinde, Almanya ve yandaşlarına karşı resmen savaş ilan etmişti. Bu gelişme, Türkiye'nin Batılı demokratik yönetimlerden yana tavır aldığının kesin bir kanıtı olmuştur. Bu önemli politika değişikliğinin bir sonucu Türkiye, 5 Mart 1945'te San Francisco'ya davet edilmiş ve Birleşmiş Milletler örgütünün kurucu üyeleri arasında yerini almıştır. Türkiye'deki bu dış politika değişikliğinin arkasından iç politikada da önemli bir takım yeni düzenleme ve reformların yapılması gündeme gelmiştir. Bu değişikliklerin en önemlisi,Türkiye'de çok partili sisteme yeniden geçilmesidir. Türkiye'de çok partili sisteme geçilmesinde etkili olan nedenleri, iki ana başlık altında toplamak olasıdır.