VIII.MUSTAFA KEMAL’İN İSTANBUL'A GELİŞİ , ANADOLU’YA     GÖNDERİLMESİ VE İLK GİRİŞİMLERİ

8 A.  Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a Gelişi ve Genel Durum
  Mondros Ateşkesi sonrasında, Suriye'deki Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirilen Mustafa Kemal Paşa, yapılan ateşkes şartlarını çok ağır bulmuş ve İstanbul'a, Sadrazam İzzet Paşa'yı uyaran bir telgraf çekmiş ve İzzet Paşa ile aralarında uzun bir tartışma olmuştu. Ancak, Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı, 7 Kasım 1918 tarihinde kaldırıldı. Bu gelişmenin ardından, Mustafa Kemal Paşa, Adana üzerinden 13 Kasım 1918'de İstanbul'a geldiği zaman, Kız Kulesi önlerinde, toplarını Osmanlı sarayına doğrultmuş 61 parçadan oluşan işgal gemileri ile karşılaştı. Anafartalar'da yenilgiye uğrattığı düşman gemilerinin büyük bir rahatlıkla boğazlardan geçerek, Marmara'yı doldurmaları Paşa'yı öylesine üzmüş ve yaverine dönerek;  "Geldikleri gibi giderler!" demişti. Mustafa Kemal Paşa bu sözleriyle, kavganın bitmediğini, daha yeni başladığını ifade ediyordu. Daha sonraki yıllarda ise , o günkü durumu Büyük Söylev'de şöyle anlatacaktı ;

  "Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaş'ta yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda    zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes imzalanmış, Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca ulus, yorgun    ve yoksul bir durumda. Ulusu ve ülkeyi Genel Savaş'a sürükleyenler, kendi yaşamları kaygısına   düşerek yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve tahtını    koruyabileceğini umduğu alçakca önlemler araştırmakta, Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki   hükümet, güçsüz, onursuz, korkak; yalnız Padişah'ın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini   koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş..."  Kısaca söylemek gerekirse, Mustafa Kemal Paşa İstanbul'a döndüğü zaman, Osmanlı Başkenti'ni kayıtsız şartsız işgalci güçlere teslim edilmiş bir durumda buldu. Osmanlı Padişahı ve Halife Vahdettin'in kişisel durumunu korumak için olaylara sessiz kalışını ise, hiç affedemedi. Bu işgal ile İstanbul, fethedilmesinden bu yana, Türk tarihinin en kara günlerini yaşamaya başlayacaktı.

 
8 B.  Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'da Görevlendirilmesi
  Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'a gelmeden önce ,Harbiye Nazırı (Savaş Bakanı) olarak görev almayı düşündüğü Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Kabinesi istifa etmişti. Ancak, Mustafa Kemal Paşa bu gelişme sonrasında da siyasi girişimlerine devam etti. Fakat bu girişimlerden, isteği sonucu alamadı. Bir ara arkadaşı Ali Fethi (Okyar) Bey'in sahibi olduğu Minber Gazetesi'de yazılar yazarak, Mondros Ateşkesi konusunda kamuoyunu uyarmaya çalıştıysa da, işgal koşullarının yarattığı baskı altında İstanbul'da yeterince başarılı olamayacağını anlamıştı. Bu yüzdendir ki, ulusal amaçlara daha yararlı olabilmek için, Anadolu'ya geçmenin en iyi çözüm yolu olduğuna inanmıştı.
  
Bunalımlı günlerin yaşandığı bu günlerde, özellikle Samsun ve Trabzon yöresinde Türklere karşı şiddet eylemlerini arttıran ve sayıları 40'ı aşan Rum çeteleri ile bunların zararlarını önlemek üzere kurulmuş bulunan Türk örgütleri ve sivil halk arasında çatışmalar yaşanmakta idi. Bu gelişmeler, yörede denetim kurmaya çalışan İngiliz ve Fransızları da rahatsız ediyordu. 

   Padişah Vahdettin, bölgedeki bu güvensizliği ve olumsuzlukları gidermek için, siyasete fazla karışmamış ve İttihatçılarla işbirliği içinde olmayan, ordu içinde saygınlığı bulunan, yetenekli bir generalin bu sorunları çözebileceği konusunda ikna edilmişti. Öte yandan, savaş sırasında bir aralık Şehzade Vahdettin ile Almanya gezisine de katılan Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Vahdettin Padişah olunca , onun "fahri yaveri" sanını almış ve güvenini kazanmış, ayrıca kendisine Anadolu'da görev verilmeden önce de dört defa padişah ile görüşme olanağı bulmuştu. 
 
   Bütün bunlara ek olarak, padişahın yakınında bulunanlardan bazı kimseler de Karadeniz yöresindeki olayları Mustafa Kemal Paşa'nın çözümleyebileceği konusunda ona olumlu referanslar vermişlerdi. Vahdettin'in Mustafa Kemal'den en büyük beklentisi, Karadeniz ve Doğu Anadolu'da  güvenliğin sağlanması ve Mondros Ateşkesi koşullarına uyulması konusunda özen gösterilmesiydi. Damat Ferit ise, kendisinin kurduğu hükümetleri devirebileceği kaygısı içinde olup, bir an önce onun Başkent'ten uzaklaştırılmasından yana idi

   Bu sıralarda Mustafa Kemal Paşa'nın, düşüncelerini paylaşan bir çok üst düzey askeri ve siyasi görevlilerle sıkı bir ilişki içinde olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar arasında; Kâzım (Karabekir), Fevzi (Çakmak), Cevat (Çobanlı) ve Rauf (Orbay) gibi tanınmış kişilerin varolduğu bilinmektedir. Bu kişiler de ulusal amaçların Anadolu'ya geçmeden korunamayacağı konusunda, onunla uzlaşma içinde bulunuyorlardı. Kısaca söylemek gerekirse, Mustafa Kemal Paşa, karşısına çıkan bu fırsatı kullanarak, tarihin akışını değiştirmek gibi, büyük bir görevi yüklenmiş, Anadolu'ya gitmeye karar vermiştir. Mustafa Kemal, Büyük Söylev'de bu konuyu anlatırken; Vahdettin ve yandaşlarının kendisine bu görevi "bilerek ve isteyerek vermediklerinden" söz eder ve Anadolu'da bütünüyle "bağımsız ve ulusal bir devlet kurma düşüncesinin daha İstanbul'dan yola çıkmadan kafasında varolduğunu, Samsun'da karaya ayak basar basmaz da bunu uygulamaya koyduğunu..." savunur. 
 
  Mustafa Kemal Paşa'nın bu göreve atanmasından sonra, kendisiyle aynı görüşü paylaşan kurmay subayların bir listesini yaptığı, bölgedeki yetkilerinin olabildiğince geniş tutulmasına özen gösterdiği ve bir süre yetecek kadar toplu maaş alarak ,Dokuzuncu Ordu Müfettişiliği görevi ile (daha adı değiştirilerek Üçüncü Ordu oldu) Samsun'a gittiği anlaşılmaktadır.

   İngilizler'in, Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesine karşı çıkmamalarının belki de en önemli nedeni; Onun İstanbul'daki siyasi faaliyetlerinin ve hükümete yönelik eleştirilerinin son bulmasını istemiş olmalarının yanı sıra, yetkilerinin çok geniş tutulması konusunda geniş bilgi sahibi olmayışları, o sıralarda Mustafa Kemal'in çok tanınmış üst rütbede bir general olmaması ve Türklerin bir ulusal kurtuluş hareketine girişecekleri konusuna ihtimal bile vermemelerinden ileri gelmiştir. İngilizler, çok geçmeden büyük bir yanılgı içine düştüklerini anlamışlar, ancak Mustafa Kemal'in deyimi ile artık "kuş uçmuştu".

8 C. Anadolu İhtilali'nin İlk Bildirgesi : Amasya Genelgesi
   İzmir'in işgalinden sonra bütün Anadolu'da büyük bir üzüntü yaşandı. Osmanlı Hükümeti'nin halkın sorunlarına çözüm getiremeyeceği inancı pekişti. Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal Paşa , 28 Mayıs 1919'da Havza'dan yayınladığı bir bildiride; İzmir'in Türkler'in gözünde İstanbul kadar değerli olduğunu belirterek, bu işgalin her yerde büyük mitingler yapılarak kınanmasını ve Anlaşma Devletleri temsilcilerine protesto telgrafları çekilmesini istedi. Bu arada işgal hareketlerinde, önemli gelişmeler oldu. Bu gelişmeler yaşanırken, Mustafa Kemal Paşa, askeri ve idari amirler ve sivil örgütlerin liderleriyle yazışmalara başladı.

   22 Haziran 1919 tarihinde, yaveri Cevat Abbas (Gürer) Bey'e , Amasya Genelgesi'ni yazdırdı. Bu bildirge, Anadolu İhtilali'nin ilk ve en önemli resmi belgesidir. İşgallerin genişlemesine bir tepki olarak hazırlanmış, bu duruma kayıtsız kalan İstanbul Hükümeti uyarılmış ve suçlanmıştır. Bu bildiri ile Mustafa Kemal Paşa, devletin bağımsızlığını, yurdun ve ulusun bütünlüğünü ve güvenliğini sağlayamayan işbaşındaki Hükümeti'ni, Türk kamuoyu önünde mahkum etmiştir. Amasya Genelgesi'nde şu önemli konular üzerinde durulmuştur :

  1. Yurdun bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir.
  2. İstanbul'daki hükümet sorumluluklarının gereklerini yerine getiremediği için, ulusumuz  yokolmuş gibi görünmektedir.
  3. Ulusun  bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.
  4. Ulusun  içinde bulunduğu durumu anlatacak ve haklarını bütün dünyaya duyuracak, her türlü etki ve denetimden uzak ulusal bir kurulun varlığı zorunludur.
  5. Anadolu'nun en güvenilir yeri olan Sivas'ta, ulusal bir kongrenin en kısa zamanda toplanması kararlaştırılmıştır. Bunun için her ilden, halkın güvenini kazanmış üç kişi seçilerek, tam bir gizlilik içinde yola çıkarılmalıdır.
  6. Doğu illeri adına,10 Temmuz 1919 tarihinde, Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerden gelecek delegeler Sivas'a gelebilirlerse, Erzurum Kongresi'nin üyeleri de Sivas'ta yapılacak genel kongreye katılmak üzere yola çıkacaklardır.
   Bu kararlardan da anlaşılacağı gibi, İstanbul Hükümeti'nin yapamadığını bizzat ulusun kendi öz gücü ile yapması dile getirilmiş ve ulusun egemenlik ilkesinin uygulanması zorunluluğu vurgulanmıştır. Bu belge, Mustafa Kemal Paşa'nın Sivas Kongresi'ni , Erzurum Kongresi yapılmadan önce planladığını da ortaya koyması bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Amasya Genelgesi'ne Mustafa Kemal Paşa'nın yanı sıra; Ali Fuat (Cebesoy) Paşa , Rauf (Orbay), Refet (Bele ), Kâzım (Dirik), Hüsrev (Gerede) ve Muzaffer Bey de imza atmışlardır. Bu belgeden sonra  "artık  İstanbul Anadolu'ya egemen değil, bağlı olmak zorunda" kalacaktı.

Genelgenin önemi

  1. Bu genelgede, Türk Kurtuluş Savaşı'nın amacı, gerekçesi ve yöntemi belirtilmiştir.
  2. Osmanlı Hükümeti'nin Türk Ulusu'na karşı sorumluluğunu yerine getirmediği, ilk kez bu genelgede kamuoyuna duyurulmuştur.
  3. Genelge, ulusa, egemenliğini kendi eline alması yolunda bir çağrıydı. Bu çağrının gerekçesi de birinci maddede belirtilmişti.
  4. Genelgenin 3.,4., 5. ve 6. maddeleri, ulusal savaşın nasıl gerçekleştirileceğini açıklamaktaydı. İstanbul Hükümeti'nin davranışına karşılık, ulus de bu örgütü yok saymalı kendi iradesiyle bağımsızlığını korumaya çalışmalıydı. Böylece bu genelge ile Ulus hem Osmanlı Hükümeti'ne hem de Anlaşma Devletleri'ne karşı ayaklanmaya çağırılmaktaydı.
  5. Yine bu genelgede ulusal egemenlik ilkesinden ilk kez söz edilmiş, iktidarın ve iradenin ulusa ait olduğu ilk kez açıklanmıştır.
  6. Ulusal güçleri birleştirme gereği de ilk kez bu belgede belirtilmiştir.
  7. Mustafa Kemal, bu genelge ile dış dünyaya, Anadolu'yu paylaşmak isteyen işgalci güçlere karşılarında artık İstanbul Hükümeti değil, ulusun gerçek temsilcilerinin olduğunu açıklamış oluyordu.
  8. Kongre için gelecek temsilcilerin seçimi ulusal derneklere bırakılmıştır. Böylece ulusal savaş yanlısı en güvenilir kişilerin seçilmesi sağlanmıştır.
8 D.  Mustafa Kemal'in "Sine-i Millet"e Dönüşü
  Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'dan itibaren izlediği Kuva-yı Milliye yanlısı politika, gerek Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit'i ve gerekse İngilizleri çok rahatsız etmişti. Kendisinden güvenliği ve hükümete bağlılığı sağlamak üzere görevlendirilen bir General'in, yurdun işgaline karşı miting ve gösteriler yapılması yolundaki önerileri, zaten öfkeli olan halkı, önü alınamayacak olaylara girişmesi sonucunu yaratabilirdi. Bu kaygılar hükümeti ve İngiliz işgalcilerini önlemler almaya zorladı. Samsun'da görevli İngiliz Yüzbaşı Hurst, Mustafa Kemal ile Havza'da yaptığı bir görüşmeden sonra, İstanbul'a gönderdiği bir raporda, bu konudaki kaygılarını açıkça dile getirmiş ve bu mitinglere Mustafa Kemal'in de katıldığını ifade etmişti. Gelişmeler, İngilizleri harekete geçirdi ve önce İngiliz generali Milne adına Savaş (Harbiye) Bakanlığı'na, daha sonra da General A. Calthorpe adına Dışişleri Bakanlığı'na birer nota verilerek, Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a geri çağrılması istendi. Bu isteğe uyan Bakanlar Kurulu, 8 Haziran 1919'da, Mustafa Kemal'den İstanbul'a geri dönmesini istedi. Mustafa Kemal bu isteğe uymayacağını, "gerekirse görevinden istifa ederek, Anadolu'da ve sine-i millette kalacağını" açıkladı. Mustafa Kemal bir yandan ulusal örgütlenmeye güç verirken, öte yandan da bu örgütlerin gelişmesini engellemeye çalışan İstanbul hükümetinin bazı üst düzey bürokratlarına da meydan okumaktan çekinmedi. Örneğin; Kuva-yı Milliye'nin haberleşmesini önlemek için emirler veren Posta ve Telgraf Genel Müdürü Refik Halit (Karay)'i açık bir şekilde tehdit etti. İstanbul Hükümeti ile giderek artan bu gerginlik, 22 Haziran 1919 tarihinde yayınlanan Amasya Bildirgesi ile doruk noktasına ulaştı. İçişleri Bakanı Ali Kemal ise, valiliklere gönderdiği bir genelge ile Mustafa Kemal'in görevden alındığını bu nedenle onun emirlerine uyulmaması gerektiğini duyurdu. İngilizler de bir an önce Mustafa Kemal'in etkisiz hale getirilmesinden yana idiler. Padişah Vahdettin ise, Mustafa Kemal'e rapor alarak, kendi belirleyeceği bir yerde dinlenmesini önermişti. Mustafa Kemal'i etkisiz hale getirmeye yönelik bu  girişimlerden sonuç alınamayınca, İstanbul 8/9 Temmuz akşamı Mustafa Kemal Paşa'ya makine başında bir telgraf emri ile onu görevinden aldığını bildirdi. Bu gelişme üzerine de Mustafa Kemal, aynı gün İstanbul'a verdiği yanıtta ; "askerlik mesleğinden istifa ettiğini, o zamana kadar kendisine verilmiş olan madalya ve nişanlarından vazgeçtiğini ve "ulusal amaçlar için her türlü özveri ile çalışmak üzere sine-i millette bir ferd-i mücahit gibi " görevini sürdüreceğini bildirdi..