IV.OSMANLI TOPRAKLARININ PAYLAŞILMASI

4A. Osmanlı Devleti'nin Paylaşılmasını Öngören Gizli Anlaşmalar
 Altıyüz yıldan fazla yaşayan Osmanlı Devleti, yükselme döneminde dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olarak haklı bir ün yapmıştı. Ancak, Duraklama döneminden sonra başlayan gerileme devri ile dağılma sürecine de girmiş oldu. Avusturya Başbakanı Meternicht'in, 1815'te Viyana'da topladığı kongreye katılan Batı monarşilerinin temsilcileri "Doğu Sorunu (Şark Meselesi)" adı altında bir konuyu gündeme getirmişlerdi. Doğu Sorunu XIX. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti'nde yaşayan gayrimüslimlerin, Müslümanlarla eşit haklara sahip olması şeklinde savunulmuştu. Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanı ile bu amaca ulaşıldı. Doğu Sorunu, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Müslümanların Avrupa'dan çıkarılması olarak daha geniş bir anlam kazandı ve 1913 Balkan Savaşı ile de bu amaç büyük ölçüde gerçekleştirilmiş oldu. Doğu Sorunu, XX. yüzyılın ilk çeyreğinde, Batı devletler tarafından "hasta adam" olarak adlandırılan Osmanlı Devleti'nin bütün topraklarının paylaşılması şeklinde daha geniş bir içerik kazandı. Bu politika, daha 1907 yılında, İngiltere Kralı VII. Edward ile Rus Çarı II. Nikolay'ın, Reval'de (Estonya'da bir kent) yaptıkları gizli görüşmede dile getirilmişti. 1914 yılında patlak veren Birinci Dünya Savaşı, emperyalist devletlerin bu tasarılarını uyğulamak için bir fırsat yarattı.

  Birinci Dünya Savaşı sürerken, 1915'te yapılan gizli İstanbul Antlaşması ile İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya'nın Osmanlı Devleti'nden istediği toprakları bu ülkeye vermeyi kabul etmişlerdi. Buna göre; İstanbul, Boğazlar, Midye-Enez hattına kadar Trakya, Gelibolu Yarımadası, Sakarya nehrine kadar Kocaeli yarımadası ve Marmara Denizi, Rusya'ya bırakılacaktı.

   Büyük savaşın başladığı sırada tarafsızlığını ilan eden, ancak kısa süre sonra isteklerinin karşılanacağı sözü üzerine, Anlaşma Devletleri tarafında savaşa katılan İtalya'ya da, Londra (1915) ve St. Jean de Maurienne(1917) Antlaşmaları ile Rodos, Oniki ada, Antalya, Muğla, Konya ilinin büyük bir bölümü, İzmir ve Kuzey-batı Anadolu'daki toprakların verilmesi kabul edilmişti. İngiltere de, gizli Sykes-Picot Antlaşması'na göre; Bağdat ve Basra illerinin de dahil olduğu Güney Irak, Ürdün ve Kuzey Filistin'i alacaktı. Fransa ise, aynı antlaşmaya göre; Adana, Beyrut, Halep, Elazığ, Diyarbakır, Urfa, Antep, Maraş illerinin büyük bölümü ile Sivas ve Şam illerinin bir bölümünü alacaktı.

   Bu gelişmeler üzerine, kendi payının arttırılmasını isteyen Rusya ile de daha önceki payına, Erzurum, Van illerinin tamamı ile Trabzon ve Bitlis'in doğu kesimleri, Sivas, Elazığ ve Diyarbakır illerinin bir bölümünün katılması konusunda da anlaşmaya varılmıştı.

  Ancak daha sonra St. Jean de Maurienne Antlaşması ile İtalya'ya verilmesi öngörülen İzmir ve Kuzey-Batı Anadolu, İngiltere'nin çabalarıyla Yunanistan'a bırakıldı.

   Yukarıdaki gizli antlaşmalardan da anlaşılacağı gibi, Osmanlı Devleti, savaş sırasında paylaşılmış ve Mondros Ateşkes'i ardından genişletilen işgallerden sonra imzalanan Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920) ile varlığını kağıt üzerinde yitirmiş ve böylece de İtilaflarca, Doğu Sorunu'nun temelinden çözüldüğü sanılmıştır. Oysa,Osmanlı Devleti'ni bütünüyle ortadan kaldırmayı planlayan Sevr Antlaşması, savaş sırasında yapılan gizli paylaşma anlaşmalarının yürürlüğe konulmasından başka bir şey değildir ve gerçekleştirilemeyecekti.
 

4B. ABD Başkanı Wilson'ın Barış İlkeleri
Amerika Birleşik Devletleri, Alman denizaltılarının ticaret ve yolcu gemilerine saldırmalarını, bu sırada bazı yurttaşlarının ölmesini ve Almanya'nın kendisine karşı düzenlemiş olduğu bir casusluk olayını gerekçe göstererek, 1917 yılı Nisanı'nda, Anlaşma Devletleri'nin yanında savaşa katılmıştı. ABD Başkanı Wilson, dört yıldır süren savaşı sona erdirmek ve barışı sağlayabilmek için, 14 maddeden oluşan "Barış Paketi"ni ortaya atmıştı.

   İlk günlerde savaşan tarafların fazla ilgisini çekmeyen bu paket, Bağlaşma Devletleri'nin zor duruma düştüğü 1918 yazının sonunda önemsenmeye başlamış ve onlar için bir umut ışığı olmuştu. Wilson, 14 maddelik barış paketinde şu ilkeleri savunuyordu.

   Barış paketinde bunlara ek olarak, bütün dünya devletlerini ilgilendiren maddeler yer alıyordu. Ayrıca bu pakette, savaşa katılan devletlerle ilgili bazı öneriler de vardı. Osmanlı Devleti'ni ilgilendiren 12. maddeye göre;    Başkan Wilson'un önerileri iyi niyetle hazırlanmış olmasına karşın, Anlaşma Devletleri'nin öteki üyeleri, İngiltere, İtalya ve Yunanistan tarafından olumlu karşılanmamıştır. Bu devletler yenilen tarafların, yenilgilerinin diyetini ödemelerinden yanaydılar. Bu diyet onlara göre; kendilerinin, toprak ve savaş tazminatı gibi konularda kazanç elde etmeleri demekti. Bunu sağlamak için Anlaşma Devletleri, 1919 yılı Ocak ayında Paris'te toplandılar. Wilson'u kırmamaya büyük özen göstererek, ülkesine dönmek zorunda kalan ABD liderine, sözü edilen barış ilkelerine uyacaklarına dair söz verdiler, ama o gittikten sonra yine kendi bildikleri gibi hareket ettiler.
4C. Mondros Silah Bırakma Anlaşması
Osmanlı Devleti'nin de içinde yer aldığı Bağlaşma Devletleri, 1918 yılının sonlarına doğru başarısızlığa uğramış ve ilk olarak Bulgaristan, ateşkes isteğinde bulunmuştu. Bulgarlar'ın 29 Eylül 1918 tarihinde ateşkes imzalamalarının ardından da Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorlukları, 4 Ekim'de Anlaşma Devletleri'ne ateşkes önerisinde bulundular. Müttefiklerin savaştan çekilme isteği, Osmanlı yönetiminde de hemen etkisini gösterdi.Bu sıralarda Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın komutası altındaki birlikler, Bakü'yü alarak, Kafkaslar'da ilerleme kaydetmişlerdi. Ancak Bulgaristan'ın ateşkes yapması, Osmanlı başkenti İstanbul'u işgal tehdidi altında bırakmıştı. Irak Cephesi'nde, Hicaz, Asir ve Yemen'de Osmanlı orduları yenilgiye uğramışlardı.Çanakkale'de kazanılan başarı başkenti işgalden kurtarmış, ancak bu cephelerdeki başarısızlığın olumsuz sonuçlarını gidermeye yetmemişti. İttihat ve Terakki Partisi'nin ünlü liderlerinden Sadrazam Talat Paşa, bu gelişmeler üzerine istifa etti. Büyük Savaşın son yılında (4 Temmuz 1918) ölen  V. Mehmet Reşat'ın yerine padişah olan Vahdettin (VI. Mehmet), Ahmet İzzet Paşa'yı yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.

   Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, Birinci Dünya Savaşı'na katılmayan İspanya aracılığıyla, Amerika Birleşik Devletleri'ne barış isteğini iletti. Osmanlı devlet adamları ABD'ye başvururlarken, Başkan Woodrow Wilson'un 14 maddeden oluşan "Barış Paketi"nde yer alan ilkelerin kendilerine de uygulanacağından emin görünüyorlardı. Wilson ilkelerinden, Osmanlı Devleti ile ilgili olan 12. maddeye göre:

   Osmanlı yönetimi böylelikle, çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Anadolu'yu elinde tutabileceğine inanmış ve Müslüman olanları bu bağlamda düşünmüştür. Bu yoruma göre; Müslüman olmayanlar Anadolu ve Trakya'da küçük bir azınlığı meydana getiriyorlardı. Ancak gerek Wilson, gerekse Anlaşma Devletleri'nin öteki yöneticileri, Türkleri bile kendi aralarında ayrı ırktan göstermek gibi yanlış bir düşünceye sahip bulunuyorlardı.

   Osmanlı yönetiminin büyük umutlarla Wilson'a yaptığı bu başvuru, ABD tarafından İngiltere'ye iletildi. İngiltere, özellikle Çanakkale Savaşı'nda uğradığı yenilginin acısını unutmamıştı. Ayrıca, Osmanlı ordusunun kazandığı bu zaferin, Büyük savaşın iki yıl uzamasına neden olduğunu çok iyi biliyordu. Bu nedenle Londra, 24 maddelik ağır şartları olan bir ateşkes anlaşması, hazırlayarak, bunun taslağını Fransa'ya da onaylattı. Bu taslak, 27 Ekim 1918 tarihinde Anlaşma Devletleri adına hareket eden İngiliz Akdeniz Filosu Komutanı Oramiral Arthur G. Calthorpe tarafından, Osmanlı Deniz İşleri Bakanı Rauf Bey'e sunuldu. Başka bir seçenek göremeyen Osmanlı Kurulu, 30 Ekim 1918'de. Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda demirli bulunan Agamemnon zırhlısı'nda bu anlaşmayı imzaladı. 

   Mondros Silah Bırakma Anlaşması, Osmanlı tarihinde yapılan en ağır silah bırakışmasıdır. Bu anlaşmanın en önemli maddeleri ise şunlardı :

   Büyük savaş sırasında bölgede yaşayan ve Çarlık Rusyası tarafından silahlandırılan Ermeni çeteleri ile Türkler arasındaki çatışmalar, Rusya'nın 1917 ihtilali nedeniyle savaştan çekilmesi sonrasında da devam etmişti. Kafkaslar'da kurmayı düşündükleri Ermenistan'a bu geniş bölgeyi de katmayı planlayan Ermeniler, Batının din duygularını ve İttihat Terakki'nin göç ettirme olayını da iyi kullanarak, bölgede çoğunlukta olduklarını iddia etmekteydiler. Kısacası; bu illerdeki karışıklığı gerekçe gösteren Anlaşma Devletleri, önce bölgeyi işgal edecek, sonra da Ermenilere vereceklerdi. 
   Mondros Ateşkesi'nden üç gün sonra, Musul İngilizler tarafından işgal edildi. Anlaşma Devletleri, 6 Kasım-27 Aralık tarihleri arasında da Çanakkale Boğazı'nın yanı sıra, Antakya, Antep, Batum, İskenderun, Kilis ve Ankara istasyonunu işgal ettiler. Fransızlar, 9 Kasım-27 Aralık tarihleri arasında Doğu Trakya demiryollarını, Dörtyol, Çanakkale Boğazı(İngilizler ile beraber), Adana, Pozantı, Mersin ve Toros tünellerini işgal ettiler. Bu arada başkent İstanbul'a, Yunan gemilerinin gönderilmeyeceği sözü verildiği halde, bu devletin gemilerinin de içinde yer aldığı büyük bir işgal donanması Dolmabahçe Sarayı önlerine gelerek, demirledi. Böylelikle Marmara Denizli'nin yanı sıra, İstanbul ve boğazlar denetim altına alınmış oldu. 

   1919 yılında daha da genişleyecek olan bu işgal eylemlerinde, Mondros Ateşkesi'nin 7. maddesi gerekçe gösterildi. Mustafa Kemal Paşa'nın, daha ilk günlerde hükümeti uyardığı gibi, bu maddeye dayanılarak, bütün ülkeyi işgal edebilmek olasıydı. Bu işgallerde hiçbir tarihi, coğrafi, etnik gerekçe söz konusu olmamış, yalnızca emperyalist çıkar ön planda tutulmuştu.

   Mondros Ateşkesi'nin ne denli ağır bir anlaşma olduğu anlaşılınca, muhalefet ve basın, İttihatçılara ve hükümete sert eleştirilerde bulunmaya başladı. İstanbul'da hayatlarını tehlikede gören İttihatçı liderlerden Enver, Talat ve Cemal Paşalar ve bu partinin ileri gelenlerinden bir grup, "daha sonra vatana dönerek hesap vermek üzere", başkentten ayrıldılar. Bu gelişmelere üzerine Ahmet İzzet Paşa da, 9 Kasım 1918'de istifa etti. Yeni kabineyi Tevfik Paşa kurdu.