XVI.LOZAN BARIŞ KONFERANSI, SALTANATIN KALDIRILMASI

16A. Osmanlı Sultanı Vahdettin'in Ülke Dışına Kaçışı ve Veliahd Abdülmecid'in Halife Seçilmesi
   Milli Mücadele'nin başlangıcını oluşturan yazılı belgelerden Amasya Bildirgesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde Milli egemenlikten açıkça söz edilmişti. TBMM'in ilk oturumunda kabul edilen Mustafa Kemal Paşa'nın önergesinde de, Halifelik ve Saltanat hakkında zamanı gelince meclisin karar alması uygun görülmüştü. TBMM'nin 20 Ocak 1921'de kabul ettiği Anayasa'da ise egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve TBMM'nin üstünde bir gücün olmadığı belirtilmişti. İstanbul'un işgalinden sonra TBMM, kendisini Türk Milleti'nin tek meşru temsilcisi olarak ilan etmişti. 

  Mustafa Kemal Paşa, 25 Eylül 1920 tarihinde TBMM'nin gizli oturumunda yaptığı konuşmada padişah ve halife hakkında şunları söylemişti: 

  "Eğer amaç bugünkü halife ve padişaha olan bağlılığı bir daha söyleyip belirtmekse, bu kişi haindir. Düşmanların yurt ve ulusa kötülük yapmakta kullandıkları araçtır... Hain ya da makamın yetkisini kullanmaktan yasak edilmiş kişi aslında halife ve padişah olamaz." 

   Daha önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi, İstanbul Hükümeti  ve Padişah Vahdettin, başlangıçtan itibaren Milli güçlere karşı çıkmış onları ortadan kaldırmak için işgalcilerle işbirliğine gitmiş, Kuvay-i İnzibatiye'yi kurmuş; başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kuva-yi Milliyecileri idam cezasına çarptırmıştı. Şeyhülislam ise, Millicilerin yokedilmesi için fetva çıkarmıştı. 

   Bütün bunlar yaşanmamışcasına İstanbul Hükümeti TBMM'ye işbirliği teklif ederek, üç yıl boyunca çekilen acılar sonunda kazanılan zaferelerden yararlanmak istedi. Bu amaçla Osmanlı Devleti'nin son sadrazamı Tevfik Paşa, TBMM Başkanlığı'na 29 Ekim 1922 tarihli bir telgraf gönderdi. 

   TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, saltanatın kaldırılması zamanının geldiğini anlamıştı. Aslında Büyük Önder'e göre; Mondros Ateşkesi'nden sonra "Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükümet, hükümet, bunların hepsi anlamını yitirmiş birtakım değersiz sözlerden ibaret kalmıştı."

   Halifeliğin saltanattan ayrılarak saltanatın kaldırılmasına ilişkin öneri, TBMM'de sert tartışmalara yol açtı. Özellikle bu makama duygusal yollarla bağlı olanlar ve İkinci Grup'tan olan milletvekilleri karşı çıktılar. Mustafa Kemal Paşa'nın sert ve kesin konuşmasından sonra, bu konudaki önerge, 1 Kasım 1922 tarihinde kabul edilerek, Saltanat kaldırıldı.TBMM Anayasa'sı halife ve saltanata yer vermediği için saltanatın kaldırılması, anayasa değişikliğini gerektirmememişti. Saltanatın kaldırılması sırasında yeni bir yasa da çıkarılmamış, Meclisin kararı yeterli görülmüştür. 

   Bu gelişmeler sonucu Padişah Vahdettin, 16 Kasım 1922'de dört yıldan beri işbirliği içinde bulunduğu İstanbul işgal orduları Başkomutanı General Harrington'a bir mektup yazarak, İngilizlerden sığınma hakkı istedi. Bu mektupta, Vahdettin saltanat üzerinde hak iddiasında bulunmamakla beraber, hala müslümanların halifesi olduğunu öne sürmüştür. 17 Kasım günü İngilizlere ait Malaya zırhlısı, Vahdettin'i Malta adasına götürdü. İngilizlerin Vahdettin'in kendi emperyalist amaçları doğrultusunda, müslümanlar ve Türkiye aleyhinde kullanılabileceği gözönüne alınarak, TBMM 18 Kasım 1922'de Osmanlı soyundan Abdülmecit Efendi'yi halife seçti. Bu konuda kabul edilen yasa ile halifelik, hiçbir siyasi yetkisi olmayan meclisin seçeceği sembolik bir devlet memurluğu düzeyine indirildi. Bu gelişme ile 600 yıllık Osmanlı saltanatı sona erdirilirken, Cumhuriyet'e doğru önemli bir adım daha atılmış oldu. 

16B. Lozan Konferansı, Barış Antlaşması'nın Temel Maddeleri ve Önemi
a) Konferansa Hazırlık , Görüşme Konuları ve Katılan Devletler

   Mudanya Ateşkesi öncesinde Anlaşma Devletleri, dört defa barış önerisinde bulunmuşlardı. Sevr Antlaşması ile başlayan barış önerilerinden Lozan'a gelinceye kadar, çeşitli ödünler vermişlerdir ki; bu gelişmeler, ulusal güçlerin bir başarısıdır. O günlerde dünyanın en güçlü emperyalistlerinden meydana gelen Anlaşma Devletleri, Atatürk'ün deyimiyle, Türkler'den üç, dört yıllık değil, yüzyıllık hesap görmeye hazırlanıyorlardı. Bu denli güçlü bir Haçlı zihniyetine karşı, Doğu'da kazanılan bu ilk anti-emperyalist mücadele, dünyadaki sömürgelerin başkaldırmasına öncülük ederken, emperyalistlerin de yüzünde bir tokat gibi patlamıştı. Sömürgelerin kendilerine karşı harekete geçmesinden çekinen bu devletler, Türkler'in cephede kazandığı başarıları, masa başında yok etmek için, Lozan Konferansı'na en etkili diplomatlarını göndermişlerdi. 

   TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa ise, bu konferanstan önce Saltanatın ve İstanbul Hükümeti'nin kaldırılmasını sağlamıştı. Lozan Konferansı'na ise; Mondros Ateşkesi'ne imza atan, Saltanatın kaldırılması sırasında kendisine karşı çıkan ve İkinci Grubun lideri gibi hareket eden Rauf (Orbay) Bey'in gitmesini onaylamamıştı. Yetenekli bir diplomat olan ve Türkiye'nin, Sovyet Rusya ile ilişkilerini başarılı bir biçimde sonuçlandıran o zamanki Dışişleri Bakanı Yusuf  Kemal (Tengirşenk) Bey ise, hem sosyalistlerle olan ilişkileri yöneten biri olarak Batı'da tepki toplayabileceği gözönüne alınarak, hem de geçirdiği önemli bir ameliyatın dinlenme devresinde olması nedeniyle, gönderilmek istenmemiştir. Mustafa Kemal Paşa, sabırlı, inatçı ve kurnaz bir kişiliği olan ve bu yeteneklerini Mudanya Görüşmeleri'nde kanıtlayan İsmet ( İnönü) Paşa'yı Lozan'a göndermeye karar vermiştir. Dışişleri Bakanlığı'na getirilen İsmet Paşa,Lozan Kurulu'na baş delege oldu. Maliye eski Bakanı Hasan (Saka), Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur Beyler de delege olarak yer aldılar. Türk delegasyonunun temel programını, Misak-ı Milli (Ulusal Ant) oluşturuyordu. Bu gerçekleştirilemez ise, savaş devam edecek görüntüsü verilecekti. Yani İngiltere'nin İstanbul Yüksek Komiseri Horace Rumbold'un deyimiyle Türkler, bu konferansa "bir elde Misak-ı Milli, bir elde kılıç" olduğu halde gidiyorlardı. 
    Lozan Konferansı'na  Türkiye'nin karşısında katılan devletler; İngiltere, İtalya, Fransa, Japonya, Romanya, Yugoslavya idi. Boğazlar konusu görüşülürken, Sovyet Rusya ve Bulgaristan; ticaret ve yerleşme sözleşmeleri görüşülürken de, Belçika ve Portekiz Konferans'a katıldılar. Konferansta, Amerika Birleşik Devletleri gözlemci sıfatı ile bulunmuştur. 

   Lozan Konferansı'nın en önemli gündeminde; yeni Türkiye'nin sınırları, Boğazlar, Musul, Kapitülasyonlar, Osmanlı borçları, azınlıklar, savaş ödentisi, Trakya sorunu gibi konuların bulunacağı ve bunların çetin bir tartışmaya neden olacağı daha Mudanya görüşmeleri sırasında anlaşılmıştı. 

b) Görüşmelerin Başlaması ve Kesilmesi 

   Lozan Konferansı, planlanandan bir hafta sonra, 20 Kasım 1922'de İsviçre'nin Lozan kentinde başladı. Türkiye başdelegesi İsmet Paşa, aynı gün yaptığı konuşmada Devleti'nin isteklerini şu sözcüklerle dile getirdi; 

   "Son yılların olayları insanlığın vicdanında genel barış ve huzurun, devletlerce birbirlerinin haklarına, özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına karşılıklı olarak saygı gösterilmedikçe, gerçekleşemeyeceği gerçeğini bir inanç ilkesi halinde yerleştirmiş bulunduğundan, bu olayların anısı, gelecek için bir barış ve huzur  güvencesi olur umudundayım." 

  İsmet Paşa, Anadolu'da akıtılan kanların bedeli olarak "bütün uygar uluslar gibi özgürlük ve bağımsızlık" istediklerini de belirtirken, bu konularda kendilerinden ödün istenmemesini daha başlangıçtan itibaren şart koşmuştu. 

   Türk Kurtuluş Savaşı'nı, bir Türk-Yunan savaşı gibi gören Anlaşma Devletleri ise, kendilerini bu savaşın dışında göstermek istemişlerdi. Bu devletler, her ne kadar Yunanistan'ı da kayırır gibi bir tutum içinde hareket etmişlerse de, kendi çıkarlarını korumak için, her türlü yola başvurmuşlardı. Bu nedenle görüşmelerde,  çok sert tartışmalar olmuştur .TBMM Başkanı M.Kemal (Atatürk) de  bu görüşmelerin her aşamasını Ankara'dan dikkatle izlemiş ve gerekli emirleri telgrafla iletmiştir. 

   Konferansta; Musul, Osmanlı Borçları, Kapitülasyonlar, Trakya ve savaş ödentisi, İstanbul'un boşaltılması gibi  konularda anlaşma sağlanamadığından toplantılar, 4 Şubat 1923'te kesildi ve Türk delegasyonu Ankara'ya döndü. Böylelikle Lozan Konferansı'nın ilk döneminde, taraflar arasında bir uzlaşmaya varılamadı. 

c) Lozan Barış Antlaşması'nın İkinci Dönemi, Temel Maddeleri ve Önemi 

   Mustafa Kemal, Konferans'ın kesintiye uğramasından sonra,17 Şubat 1922'de toplanan İzmir İktisat Kongresi'ni açarken yaptığı konuşmada; Anlaşma Devletleri'ne bazı mesajlar verdi. Bu mesajlardan biri, Osmanlı Devleti'nin yabancıların bir sömürgesi olduğu ve her türlü bağımsızlıktan yoksun hale getirildiği, ancak kapütülasyonların artık mezara gömüldüğü  ve diriltilemeyeceği idi. Mustafa Kemal Paşa'nın bir başka mesajı da,Türkiye'nin bağımsızlığını kabul ettirmek için her yola başvuracağı konusundaki kararlılıktı. Türk Hükümeti isteklerini kabul ettirebilmek amacıyla, gerekirse yeni bir savaşı göze alacağını açıklamaktan çekinmememişti. Mustafa Kemal bu konuşmasında; kişisel egemenliğe dayanan Osmanlı Devleti'nin yıkılarak, ulusal egemenlige dayanan teni bir Türk devletinin kurulduğunu anımsatmış ve bu yeni devletin her türlü bağımlılığa karşı olduğunu, yabancı sermayenin jandarmalığını  yapmayacaklarını, ülkenin ulusal kaynaklarına sahip çıkılacağını açıklamıştı.

        4 Şubat 1923 'te kesintiye uğrayan Lozan Konferansı, Türkiye'nin, 29 Şubat'ta yaptığı itiraza Anlaşma Devletleri'nin olumlu yanıt vermesi sonucunda görüşmeler, 23 Nisan 1923 tarihinde yeniden başladı. Konferansın ikinci döneminde İngiliz delegasyonununu başına; İngiltere'nin İstanbul Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold, Fransız delegasyonu başına da General Pelle getirildi. Konferans sırasında Dışişleri Bakanı ve Türkiye Baş Delegesi İsmet Paşa, TBMM'de Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf (Orbay)'ın önderliğini yaptığı İkinci Grup milletvekillerinin çok sert eleştirilerine uğradı. Bu eleştirilerde TBMM Başkanı Mustafa Kemal (Atatürk), İsmet Paşa'yı başarıyla savundu. Sonuçta, büyük ölçüde uzlaşmaya varılarak, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması imzalandı.
Lozan Antlaşması'nın temel maddeleri, şu ana başlıklar altında sıralanabilir; 

   Sınırlar: Suriye sınırı: 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması'nda kabul edildiği gibidir. Türkiye'nin Gürcistan, Ermenistan sınırı da, 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması'nda belirlendiği şekildedir. 
Irak sınırı: Konferas'ta çözüme bağlanamamıştır. Bu sınırın,Türkiye ile İngiltere arasında, dokuz ay içinde yapılacak görüşmeler yoluyla çözülmesi kararı alınmıştır.
Batı Trakya sınırı: Mudanya Ateşkesi sırasında belirlenen sınır kabul ediliyor ancak, Karaağaç ve yöresi savaş ödentisi olarak Türkiye'ye veriliyordu.

    Adalar: İmroz, Bozcaada ve Tavşan adaları Türkiye'ye; Rodos adası, Meis adası ve 12 adalar ise zaten işgali altında bulunan İtalya'ya bırakılıyordu. Ege Denizi'ndeki adaların büyük çoğunluğu, Balkan Savaşı sırasında Yunanistan tarafından ele geçirilmişti. Akdeniz'deki Kıbrıs Adası'nı ise; Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında, İngiltere kendisine kattığını açıklamıştı. Lozan'da bu karar tanınmıştır.

    Boğazların yönetimi; Boğazların heriki yakasında 15 km.lik bir askersiz bir bölge oluşturulacak, ancak Türkiye İstanbul kentini güvenliği için, burada 12.000 kişilik bir askeri birlik bulundurabilecekti. Boğazlardan, savaş ve barış zamanlarında, denizden ve havadan serbestçe geçiş ilkesi benimsenmişti. Boğazlar, Türkiye'nin başkanlığında; Sovyet Rusya, İngiltere, İtalya, Fransa, Japonya, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Sırbistan gibi devletlerden oluşan bir komisyon tarafından yönetilecekti. Boğazlar üzerindeki bu yönetim 13 yıl süreli olmuş,Türkiye izlediği ulusal barışçı bir dış politikanın sonucu olarak, 20 Temmuz 1936 tarihinde Montreux  Antlaşması ile Boğazlar üzerindeki kesin egemenlik hakkını kabul ettirmiştir.

   Azınlıklar: Lozan Antlaşması'nın 37-45.maddelerine göre, Türk yurttaşı olan azınlıkların hukuksal açıdan eşitliği tanınmış, , giderlerini kendileri karşılamak koşuluyla, sosyal, dini nitelikli kurumlar ile her tür okullar açabilme hakları ve kendi dillerinde eğitim görebilme hakları kabul edilmiştir. 

  Nüfus Mübadelesi(Değişimi): Lozan Antlaşma eki olan 6 nolu protokol ile de, Batı Trakya'da yaşayan Türkler  ile İstanbul'da yaşayan Rumlar'ın dahil edilmediği bir nüfus değişimi yapılmıştır. Bu nüfus değişimine; Makedonya ve Teselya'da yaşayan Türklerle, Batı Anadolu'da yaşayan Rumlar dahil edilmişlerdir.

  Kapitülasyonlar:Kapitülasyonların tamamı, Antlaşmanın 28.maddesiyle kaldırılmıştır. 
 
   Osmanlı Devleti'ne ait borçlar: Borçların, Türkiye ile Osmanlı toprakları üzerinde kurulan öteki devletler arasında paylaştırılması ilkesi benimsenmiştir. 

   Lozan Antlaşması, 23 Ağustos 1923 tarihinde toplanan ikinci TBMM tarafından 14 olumsuz oya karşın, 213 olumlu oy ile onaylanmıştır. Ancak ilgili devletlerin bu antlaşmayı onaylamalarının gecikmesi nedeniyle Lozan, 6 Ağustos 1924 tarihinde resmen yürürlüğe girebilmiştir. Lozan Antlaşması ile, 19.yüzyıldanberi "Hasta Adam" olarak adlandırılan ve adeta batılı emperyalistlerin bir sömürgesi konumuna getirilen Osmanlı Devleti tarihe karışırken, Anadolu'da yeni bir Türk devletinin kurulduğu uluslararası alanda kabul edilmiştir. Öte yandan Lozan Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan ve halen günümüzde varlığını sürdürebilen tek antlaşma olma özelliğini de korumaktadır.