XV."İLK HEDEF AKDENİZ" VE ATEŞKES

15A. Büyük Saldırı
   TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz öncesinde, bir yandan kendisine karşı sert muhalefete başlayan İkinci Grup ile mücadele ederken, öte yandan da kamuoyu ve orduyu son ve büyük bir saldırıya hazırlamakla uğraşmıştır. 

   Meclisteki muhalif grubun önde gelenlerinden Mehmet Şükrü Hoca, Hüseyin Avni, Selahattin ve Kara Vasıf Beyler ile Salih Efendi gibi milletvekilleri, bu muhalefetlerini başkomutanlık süresinin uzatılmasının gündeme getirildiği 4 Mayıs 1922 tarihindeki gizli oturumda, açıkça ortaya koymuşlardı. 

   Muhaliflerin oluşturduğu bu grubun gerçek amacı; Mustafa Kemal Paşa'yı yıpratmaktı. Onun için bu milletvekilleri Milli Ordu'nun saldırı gücünden yoksun olduğunu, Başkomutan'a verilen yetkileri fazla bulduklarını, bazı olumsuzlukların halktan gizlendiğini, hiçbir zaman son saldırıya geçilemeyeceğini iddia etmişlerdi. Bu iddiaların sonucu olarak ilk oylamada, Başkomutanlık süresini uzatmak için hazırlanan kanun tasarısı, TBMM'den onay alamamıştı. 

   Mustafa Kemal Paşa, kendi deyimi ile, "çok üzüntü, acı ve utanç duyduğu" bu eleştirilere karşı yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: 

   "Başkomutanlık iki gündür belirsiz bir durumda askıda bulunuyor. Bu dakikada ordu komutansızdır. Eğer ben ordununkomutasını bırakmıyorsam, yasaya aykırı olarak komuta ediyorum. Mecliste beliren, oylara göre hemen komutadan el çekmek isterdim. Başkomutanlığın sona erdiğini hükümete de bildirdim. Ama, önlenemeyecek bir kötülüğe yol açmamak zorunluluğu karşısında bulunan ordumuz, başsız bırakılamazdı. Bunun için bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım." 

   TBMM, uzun ve sert tartışmalardan sonra; 5 Mayıs 1922 tarihinden geçerli olmak üzere, 11 red 15 çekimser oya karşı, Başkomutanlık Kanunu'nun süresini, 177 olumlu oy ile üç ay daha uzatmıştır. 

   Bu olay, TBMM'nin ne kadar demokratik bir yapıya sahip olduğunu ve Mustafa Kemal Paşa'nın Meclis'e olan saygısını da kanıtlamak bakımından önemlidir. 

   Milli Ordunun hazırlıklarının tamamlanması için, halk yeniden göreve davet edildi. Varolan silah ve malzeme hızla Doğu ve Güney'den, batı cephesine kaydırıldı. Bu arada dışarıdan silah alımına ve içeride de silah ve malzeme üretimine hız verildi. 

   Başkomutan, yapmaya karar verdiği son saldırının askeri yanlarını büyük bir gizlilikle yürütüyordu. Ordunun Haziran ayı ortalarında harekete geçebilecek hale geldiğini, Başkomutan'ın yanı sıra, Milli Savunma Bakanı Kazım (Özalp), Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi (Çakmak) ve Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) paşalardan başka kimse öğrenememiştir. 

   Büyük saldırıdan önce Milli Ordu'nun gücü, iki ordu bölgesine ayrıldı.Afyon'un kuzeyindeki Akarçay'ın batısı, Birinci OrduKomutanı olan Nurettin Paşa'ya; Akarçay'ın kuzeyi ise, Yakup Şevki (Subaşı) Paşa'nın komutanı bulunduğu İkinci Ordu'nun savunmasına bırakıldı. Bu bölgelerdeki harekat ve saldırı planı planı çok önceden belirlenmişti. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 23 Temmuz 1922 akşamı Batı Cephesi Karargahı'nın bulunduğu Akşehir'e gitti ve Fevzi Paşa ile 27-28 Temmuz gecesi burada yaptıkları görüşmede saldırı planını gözden geçirdiler. 
    28 Temmuz'da Akşehir'de yapılan bir futbol maçını izlemeleri bahanesi ile ordu ve kolordu komutanları karargaha davet edildi. Saldırı günü öylesine tutulmuştu ki, Batı Cephesi Komutanı ordularına gizli olarak saldırı emri verdiği zaman bile Bakanlar Kurulu üyelerinin tümünün bundan bilgisi  olmadı. Ancak saldırı konusunda daha sonra Bakanlar Kurulu'nun  onayı alındı. Başkomutan, 20 Ağustos 1922 tarihinde Akşehir'e geri döndü. Fakat bu durum da çok gizli tutuldu. Bu tarihte Mustafa Kemal Paşa'nın Çankaya'da bir çay şöleni verdiği yolunda basında haberler çıkarıldı. Ordu birlikleri de bu gizliliğe uyarak mümkün olduğu kadar dikkat çekmemeye özen gösterdiler. Bunu sağlamak için de birlikler, gündüzleri köylerde ve ağaçlıklarda dinlendiler, geceleri de yollarına devam ettiler. Bazı şaşırtmaca hareketlerle düşman yanıltılmaya çalışıldı. Ordu karargahı Kocatepe'nin güneybatısındaki çadırlı ordugaha taşındı ve Anadolu'nun dış dünya ile olan haberleşmesi bu gizliliğin bir gerekçesi olarak kesildi. 

   Büyük saldırı öncesinde Yunan ordusu, Afyon-Eskişehir çizgisinde güçlü bir savunma bölgesi meydana getirmişti. 

   Yunanistan'da ise  Kralcılarla-Venizelos taraftarları arasında başgösteren iç siyasi çatışmalar, Yunan Ordusu'nun moral gücünü ve disiplinini bir hayli yıpratmıştı. Teknik bakımdan üstünlüğü elinde bulunduran Yunanlı komutanlar, Türk ordusunun kısa sürede saldıramayacağına inandıkları için o gece Afyon'da bir balo düzenlemişlerdi. Yunan Orduları Başkomutanlığı'na da Trikupis atanmıştı. 

   Milli Ordu'nun saldırısı, Başkomutan'ın emri ile, 22 Ağustos 1922 sabah saat 5:30'da şiddetli bir topçu bombardımanı ile başladı. Kısa sürede Yunan siperleri dağıtıldı. Büyük Saldırı daha sonra,baskın ve kanat kuşatması şeklinde devam etti. Saldırının birinci günü; Çayhisar, Kaleciksivrisi, Tınaz, Toklu yöreleri ele geçirildi ve Afyon-İzmir demiryolu Milli Ordu tarafından kesildi. Savaşın ikinci gününde  ise, Afyon'un güneyinde 50 ve doğusunda 20-30km uzunluğunda bulunan düşman siperleri ele geçirildi. 
    Büyük bir panik içine düşen Yunan Ordusu, Afyon-Sincanlı ovasında toplanmaya başladı. Birinci Ordu Afyon'a girdikten sonra, Yunanlılar'ın İzmir yönünde kaçmalarını engellemek için, 28 Ağustos'a Eskişehir-Balmahmut yönünden harekete geçerek Dumlupınar youlunu tuttu ve düşmana ağır kayıplar verdirdi. 

15B. Zafer ve Kutlamalar
   Yunan Ordusu, beklemediği bu saldırı karşısında çok zor duruma düştü. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos 1922 günü Aslıhanlar yöresindeki meydan savaşını bizzat ordusunun başında yönettiği için bu savaşa, Başkomutan Meydan Savaşı adı verilmiştir. Bu savaşta, düşman kuvvetlerinin en önemli bölümü yokedildi. Yunan Orduları Başkomutanı Trikopis'in de bulunduğu binlerce Yunan askeri, tutsak alındı. Yunan işgalci güçlerinin yeniden toparlanmasını ve bir direniş hattı oluşturmasını önlemek için, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül'de orduya şu tarihi emri verdi. 

   "Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları! 

   Afyonkarahisar-Dumlupınar büyük meydan  savaşında zalim ve mağrur bir ordunun asıl unsurlarını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve soylu milletimizin fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtlıyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, geleceğin güvenmekte haklıdır... 

   Bütün arkadaşlarımın, Anadolu'da daha başka meydan savaşları verileceğini dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin akıl güçlerini ve kahramanlık ve hakimiyet kaynaklarını yarışırcasına ortaya koymasını dilerim. 
   Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir; ileri!" 

Milli Ordu, Başkomutan'ın gösterdiği hedefe 9 Eylül 1922'de İzmir'e yeniden Türk Bayrağı'nı dikerek ulaşmıştır. Bu arada kaçan Yunan kuvvetleri, sivil ve korunmasız halka akıl almaz işkence ve soykırımlar yapmışlardır. Bu intikam çetelerinin; Eskişehir, Aydın, Uşak, Manisa, Turgutlu, Alaşehir, Salihli ve İzmir'de çıkardıkları yangınlarda binlerce Türk yaşamını yitirmiştir. Bunlardan yalnızca Alaşehir'deki soykırımda, 3000 kişi şehit edilmiş ve 4500 evin 4300'ü yakılmıştır. 

    Büyük Saldırı'da Milli Ordu'nun 2.318'i şehit, 9.360'ı yaralı ve 101'i tutsak olmak üzere, kayıp toplamı; 13.476'dır. Yunan Ordusu ise; bu savaşta Milli Ordu'dan on kat fazla kayıp vermiştir. Bu kayıpların ölü, yaralı ve tutsak toplamının 120-130.000 civarında olduğu öne sürülmüştür. 

   TBMM Orduları'nın, Eskişehir-Bursa yönünde ilerleyen birlikleri, Trakya'yı da işgalden kurtarmak amacıyla, Çanakkale'ye doğru ileri harekatlarına devam ettiler. Artık 18 Eylül 1922 tarihine gelindiği zaman bütün Anadolu işgalci Yunanlılar'dan geri alınmış, sıra Trakya'nın kurtarılmasına gelmişti. Türkler'in bu zaferi başta Anadolu olmak üzere bütün Türk ve Müslüman dünyasında büyük bir coşku ile karşılanmıştır. 

15C. Çanakkale Olayı ve Ateşkes Önerileri
   İngilizler, Mustafa Kemal'in zaferiyle, Büyük Britanya İmparatorluğu'nun temelden sarsılacağını kavramaya başlamıştı. İngiltere, 3 Eylül tarihinde bir taraftan Yunanlıları imhadan kurtarabilmek, diğer taraftan Boğazlar ve İstanbul Türklerin eline geçecek endişesine kapıldığından, Yunanistan'ın ateşkes önerisini İtalya ve Fransa'ya iletmişti. Bu öneriye göre, Anadolu müttefik subayların gözetimi altında kademeli olarak boşaltılacaktı. Oysa Anadolu'nun hemen boşaltılması, İngiltere için hem İstanbul ve Boğazlar bölgesinde hem de Irak'ta tehlike yaratacaktı. İngiltere'nin kademeli boşaltma önerisini, doğrudan Türklere iletmemesinin nedeni, kendi politikasının iflas ettiği kanısını yaratmamaktı.Kademeli boşaltma önerisine, zaten Anadolu'dan çekilen İtalya yanıt vermezken, Fransa Anadolu hemen boşaltılsın yanıtını verince, ortaklarından destek bulamayan İngiltere boğazlar bölgesinin savunulmasının kendisine kalacağını anladı. 

   4 Eylül'de Yunanistan'ın ateşkes isteyeceğini öğrenen Mustafa Kemal,Türk ordusunun Salihli'ye ulaştığı 5 Eylül'de, ateşkes koşullarını bildirerek şartlarını şu üç noktada toplamıştı :
 

  1. Trakya'nın, ateşkes yapıldıktan sonra 15 gün içinde 1914 sınırlarına kadar boşaltılması ve TBMM Hükümeti'ne kayıtsız şartsız teslimi
  2. Yunanistan'nı elindeki Türk esirlerinin serbest bırakılarak, 15 gün içinde Bandırma ve İzmit limanlarına getirilmesi.
  3. Yunanistan'ın, Anadolu'da yaptığı zararları ödemesi.
   Mustafa Kemal bu şartların 10 Eylül'e kadar geçerli olacağını, o tarihten sonra ateşkes için başka koşullar da gerekeceğini eklemişti. 

   7 Eylül'de İstanbul'da TBMM Hükümeti temsilcisi Kızılay 2. Başkanı Hamit Bey'e resmen başvuran müttefik temsilcileri, ateşkes görüşmelerinin Yarımca'da yapılması teklifinde bulundular. 9 Eylül saat 11'de, Türk süvarisinin İzmir'e girişinden sonra, 10 Eylül Pazar günüMustafa KemalPaşa da İzmir'e geldi. 17 Eylül 1922'de Mudanya ve çevresinde, son Yunan askerlerinin de denize dökülmesiyle, Anadolu Yunanlılardan temizlendi. Türk orduları, Yunanlıları Doğu Trakya'dan da atabilmek için, 1918 Kasım'ından beri İngilizlerin kontrolü altındaki Çanakkale bölgesine doğru ilerlemeye başladı. Türk orduları, daha İzmir'e doğru ilerlerken endişeye kapılan İngiltere Hükümeti, 7 Eylül'de Türklere İstanbul ve Boğazları bırakmamak ve Gelibolu Yarımadası'nı gerekirse, tek başına korumak kararı almıştı. Boğazları ortak savunmaya çağıran İngiltere'yi, kapitülasyonların kaldırılması ve Osmanlı borçlarının reddedilmesi olasılığından korkan İtalya ve Fransa da desteklemiştir. Bu amaçla, İzmit ve Çanakkale'ye yeni askeri birlikler sevkederken, sözde "tarafsız" bölge olarak ilan ettikleri yerlere, Türklerin girmesini hoşgörüyle karşılamayacaklarını da açıklamışlardır. 

  15 Eylül'de İzmir'de Mustafa Kemal ile görüşen Fransız amirali Dusmenil'in, Türklerin tarafsız bölgeye girmesi halinde ortaklarıyla birlikte hareket edeceğini bildirmesi üzerine Mustafa Kemal, Türk ordusunu daha fazla bekletemeyeceğini, Fransa Misak-ı Milli'de belirtilen ulusal sınırları sağlar ve Yunan ordusu da Trakya'dan çekilirse, sorunu diplomasi yoluyla çözmeyi kendisinin de yeğlediğini söylemiştir. Türk ordusunun Boğazlar yönündeki ilerleyişi karşısında İngiltere'nin dominyonlarından yardım istemesi, müttefikler arasındaki dayanışmayı bozmuştur. Fransa, İstanbul'daki yüksek komiserleri Pelle'ye gönderdikleri talimatta, acele İmzir'e giderek Mustafa Kemal'le görüşmesini, Türklerle savaşmayacaklarını ve Fransız yönetiminin İngilizlerin davranışlarıyla hiçbir ilgisinin olmadığını bildirmesini istemiştir. İzmir'de Mustafa Kemal ile görüşen Pelle, yansız bölgeye girilmemesini istemiş ve Yunan askerinin geri çekileceği sınırı, İstanbul'daki yüksek komiserlerin en kısa zamanda saptayacaklarını bildirmiştir. Mustafa Kemal tarafsız bölge tanımadıklarını, İngiltere Trakya ile siyasetinde esaslı bir değişiklik yapmayacak olursa, sorunu askeri yönden çözeceklerini ancak sorunu barışçı yolla çözmek amacıyla Üsküdar'da bir konferans düzenlenirse, buna katılabileceğini açıklamıştır. Bu görüşmeden sonra Fransız askeri birlikleri, 19 Eylül'de başbakanlarının emriyle Çanakkale'nin Anadolu yakasından Trakya kesimine taşındılar. İtalyanlar da Türklerle savaşmama kararı aldılar

   Müttefiklerinden destek bulamayan, dominyonlarından da yalnıza Yeni Zelanda'dan takviye alan İngiltere boğazlar bölgesi ve İstanbul'a yeni birlikler sevkederken, Sırbistanve Romanya'dan da destek istemiştir. Ancak bu iki ülke, boğazlar bölgesindeki anlaşmazlığa karışmak istememişlerdir. İngiltere'nin savaş histerisi karşısında Türkler de boş durmamış, Bulgaristan ve Sırbistan'a Yunanlılara karşı ortak harekat önerisinde bulunmuşlardır. Ocak 1922'de yapılan anlaşmayı Ukrayna'ya hatırlatan Mustafa Kemal, Ukrayna'nın Romanya'ya karşı harekata geçip geçmeyeceğini soruyor ama bu sorusu cevapsız kalıyordu. Bu sıralarda Kafkaslar'da, Egerof komutasındaki Rus ordusu, Türklere yardım etmek amacıyla sürekli takviye ediliyordu. Moskova'da Sovyet önderlerinden Trotskive Buharin Rusların Doğu Avrupa'da harekata başlamalarını öneriyorsa da buna Dışişleri Komiseri Çiçerin karşı çıkıyordu. 

   19 Eylül'de Paris'te biraraya gelen İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Fransız Başbakanı Raymond Poincare ve İtalya'nın Paris Büyükelçisi Kont Sforza ancak 23 Eylül'de ortak bir karara ulaşabilmiştir. Aynı gün Ankara'ya bildirilen karar ateşkes görüşmeleri ve Yunan ordusunun Trakya'da çekileceği sınırı saptamak için Mustafa Kemal'le müttefik generalleri arasında, İzmit ya da Mudanya'da bir konferans yapılması kararı alındı. Kararda ayrıca asıl barış görüşmelerinin, Venedikveya başka bir yerde olabileceği de vurgulanmıştır. Aynı gün, Türk birlikleri tarafsız bölgeye girip, Erenköy'ü işgal etmiş ve İngilizlere iyice yaklaşmıştı. 24 Eylül Yunanlılar açısından önemli bir gün olacaktı. Çıkan ihtilal sonucunda Yunan Kralı tahtını bırakmak zorunda kaldı. Yenilginin sorumluları ihtilal mahkemelerinde yargılanmaya başladılar

  Yalnız kalan fakat Boğazlar bölgesi için savaşma kararı alan İngiliz Kabinesi'nin bu kararı General Harrington tarafından uygulanmadı. Harrington birliklerine Türkler ateş etmedikçe silahla karşı konulmaması emrini verdi. Mustafa Kemal bir taraftan 28 Eylül'de İzmir'e gelen Franklin Boullion ile görüşmelerde bulunurken, diğer taraftan da Harrington ile yazışmalara girişti. Asker harekatın durdurulmasını kabul eden Mustafa Kemal, müttefiklerin 23 Eylül notasına 29 Eylül'de verdiği yanıtla ateşkes görüşmelerinin 3 Ekim'de Mudanya'da başlayabileceğini belirtmiştir

15D. Mudanya Ateşkes Anlaşması
  Ateşkes görüşmeleri 3 Ekim'de Mudanya'da başladı
 
Mudanya Konferansı'nda TBMM Hükümeti'ni Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa, İngiltere'yi General Charles Harrington, İtalya'yı General Mombelli, Fransa'yı General Charpy temsil ettiler. Yunan temsilcisi General Mazaraki ise, görüşmelere katılmamakta direndi. Barış görüşmeleri, Anlaşma Devletleri' nin uzlaşmaz tutumu yüzünden bir ara tehlikeye düştüyse de, görüşmeler 11 Ekim 1922 tarihinde olumlu şekilde sonuçlandı. 

   Mudanya Silah Bırakışması'na (Mütarekesine) göre; 

  1. Her iki taraf arasındaki düşmanlık sona erecekti, 
  2. Trakya'daki işgalci Yunan askeri birlikleri 15 gün içinde, Yunan Jandarması resmi yöneticileri de en kısa süre içinde Meriç'in sol kıyısına çekileceklerdi. 
  3. Doğu Trakya'da; Yunanlılar'ın çekilmesi sırasında  bir soykırım yapmalarını önlemek için Türk Jandarması da bulunacaktı. 
  4. Yunanlılar, Anlaşma Devletleri'nin gözetimi altında bölgeyi önce bu devletlere daha sonra da 30 gün içinde, Türklere teslim edeceklerdi. 
  5. Anadolu'da ise her iki taraf da mevcut durumlarını koruyarak kuvvetlerini takviye etmeyeceklerdi.

   Mudanya Ateşkesi, Yunan Hükümeti tarafından da kabul edildi.TBMM Hükümeti açısından bu ateşkesin önemi büyüktür.Çünkü bu ateşkes ile; 

  • Üç yıdır süren savaş bütünüyle sona erdirildi.
  • Türk Milleti'nin Anadolu'daki varlığına son vermeyi amaçlayan Sevr Anlaşması'nın hiçbir biçimde  uygulanamayacağı emperyalistlere kesinlikle kabul ettirildi.
  • Edirne, Doğu Trakya ve İstanbul yeni bir çarpışmaya gerek kalmaksızın kurtarıldı.
  • Boğazlar ve İstanbul, TBMM Yönetimi'ne geçti. Bu suretle Misak-ı Milli'nin toprak ile ilgili hükümleri  büyük ölçüde gerçekleşmiş oldu.
  • İstanbul ve Boğazlar'ın, TBMM Hükümeti Yönetimi'ne bırakılması, Osmanlı Devleti'nin hukuken sona ermesi anlamına geliyordu.