X. SON OSMANLI MEBUSLAR MECLİSİ VE İSTANBUL’UN İŞGALİ
| 10A. Temsilciler Kurulu(Heyet-i Temsiliye)'nun Ankara'ya Yerleşmesi |
| 22
Haziran 1919'da yayınlanan Amasya Genelgesi'nden itibaren, bütün
yurttaki ulusal örgütleri birleştirmek için olağanüstü bir çaba
gösteren Temsilciler Kurulu Başkanı Mustafa
Kemal, bu çabalarında önemli yol almıştı. Sivas Kongresi ile
Doğu-Batı ve Güney-Kuzey ilişkilerinde olumlu gelişmeler sağlanmış,
İstanbul meclisi için seçimler yapılmış ve kendisi de Erzurum'dan
milletvekili seçilmişti.
Temsil Kurulu Başkanı Mustafa Kemal'e göre, İstanbul'daki bu meclise katılmak, Anlaşma Devletleri tarafından tutuklanmak demekti. Bu yüzden İstanbul güvenli değildi. Sivas'ta kalmanın da pek yararı yoktu.Ulusal hareketin merkezi olacak yerin daha güvenilir, haberleşme ve ulaşım açısından daha uygun ve Anadolu'nun bütün noktalarına en yakın yer olmasında yarar vardı. Ankara, bu nitelikleri taşıyordu. Ankara; telefon, telgraf ve demiryolu ağı bakımından oldukça şanslı bir konumdaydı. Ankara halkı ise, daha başlangıçtan itibaren Kuva-yı Milliye'yi desteklemiş, Kuva-yı Milliye karşıtlarını bu şehirde barındırmamıştı. Öte yandan Ankara, Ali Fuat (Cebesoy) Paşa'nın komuta ettiği 20. Kolordu gibi düzenli bir gücün varolduğu bir kentti ve üstelik işgal altında da değildi. Bu gibi önemli nedenler, Ankara'nın,Temsilciler Kurulu'nun merkezi olarak seçilmesinde etkili olmuştur. Ankara'ya 27 Aralık 1919'da gelen Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Ankara halkı ve kentin sembolü haline gelen Seymenler tarafından, Oğuz törelerine göre yeni bir devlet kurulacağı zaman yapılan, görkemli bir törenle ve adeta bir Devlet Başkanı gibi karşılandılar. Bu küçük Anadolu kenti, Mustafa Kemal'in gözünde daha o gün öylesine büyük bir saygınlık kazandı ki, ilk günden itibaren ,Kurtuluş Savaşı'nın merkezi olmakla kalmadı, yeni cumhuriyete de başkent adayı oldu. |
| 10B. Mebuslar Meclisi'nin Açılışı, Başkanlık Sorunu ve Diğer Gelişmeler |
|
Sultan M. Vahdettin'in
buyruğu ile 21 Aralık 1918'de kapatılan Mebuslar Meclisi için seçimler,
1919 yılı Kasımı'nda yapıldı. Seçimlere katılan eski İttihatçılar'ın
bir bölümü de milletvekili seçildi. Bu milletvekillerinin bazıları,
artık merkezini Ankara'ya taşımış olan Temsilciler Kurulu Başkanı
Mustafa Kemal Paşa ile görüştükten sonra, İstanbul'a geçtiler. Bu
görüşmeler sırasında, daha önce ana hatları belirlenmiş olan
Misak-ı Milli (Ulusal Ant)'nin ve Mustafa Kemal'in Son Osmanlı
Meclis-i Mebusan'ına başkan seçilmesinin de konu edildiği anlaşılmaktadır.
Meclis-i Mebusan İstanbul'da, 12 Ocak 1920'de 72 milletvekili ile açıldı. Milletvekilleri Mustafa Kemal'e söze vermesine karşın, O'nu Meclis Başkanlığı'na getirmediler. Bu mecliste, Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'daki görüşmeler sırasında kurulmasını önerdiği "Müdafaa-i Hukuk (Hakları Savunma Grubu)" da kurulamadı. Bu grubun, Kuva-yı Milliye yanlısı milletvekillerinden kurulması ve bu örgütleri destekleyici kararlar alması düşünülmüştü. Mecliste kurulan grup, "Felah-ı Vatan" (Vatanın Kurtuluşu) adını aldı. Meclis Başkanlığı'na, Erzurum milletvekili hukukçu Celalettin Arif Bey seçildi. Yeni hükümeti kuran Ali Rıza Paşa Kabinesi, meclisten güvenoyu aldı. Ancak Meclis, Kuva-yı Milliye'nin desteklenmesi konusunda, bazı milletvekillerinin muhalefetleri yüzünden, görüş ayrılığına düştü. Bu Meclis'in gerçekleştirdiği en önemli iş, Misak-ı Milli (Ulusal Ant)'yi kabul etmiş olmasıdır. (28 Ocak 1920). |
| 10C. Ulusal Ant (Misak-ı Milli) |
Misak-ı Milli, Amasya Genelgesi'nin ilanından beri savunularak süzülegelen
ulusal amaçların ve çözüm yollarının adeta bir özetidir. Bu Ant,
yalnızca Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın siyasi bir programı değil,
fakat aynı zamanda, daha sonra kurulacak olan yeni Türkiye
Cumhuriyeti'nin üzerine oturduğu bir toplum sözleşmesi (contrat
sociale) niteliğini taşımaktadır. Altı maddeden oluşan bu siyasi
belge özet olarak şu görüşlere yer vermiştir:
Görüldüğü gibi Ulusal Ant'ta, bir devletin varolmasında zorunlu olan vatan (sınırları belirlenmiş toprak parçası), bunun üzerinde yaşayacak olan ulus ve bağımsız olması gereken bir otorite (egemen bir hükümet)'ten açık bir dille söz edilmektedir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti'nin, toplumsal bir sözleşme üzerine oturmadığı yolundaki görüşlerin tutarlı hiç bir yanı yoktur. Bu belgenin aynı zamanda Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi programı niteliğini taşıyan önemli bir başka niteliği de bulunmaktadır. Önemi :
|
| 10D. İstanbul'un İşgali ve Doğurduğu Tepkiler |
İstanbul'un işgalini Ankara, Manastırlı Hamdi adındaki bir telgraf memurundan öğrenmişti. Mustafa Kemal "sürpriz" gelmeyen bu gelişme karşısında alınacak siyasi, idari, askeri önlemleri ve Temsilciler Kurulu'nda saptayarak, Anadolu'daki bütün Müdafaa-i Hukuk örgütlerine ve askeri birimlere bildirilmesini öngörmüştür. Yayınlanan ilk genelgede; işgalin mitingler ve protesto telgrafları ile kınanması istenmiş ve özellikle de Hristiyan halka karşı olumsuz davranışlarda bulunulmaması istenmiştir. İşgal Kuvvetleri de, halkın tepkisini önlemek amacıyla, bir bildiri yayınlamışlardı. Bu bildirinin yaratacağı olumsuz etkileri gidermek için, Heyet-i Temsiliye tarafından ikinci bir genelge daha yayınlanmıştır. Bu genelgede; İtilaf Devletleri'nin asıl amaçlarının Osmanlı Devleti'ne son vermek olduğu belirtildikten sonra, bağımsızlığın ancak Türk Ulusu'nun geçmişteki gibi inançlı savunması ile sağlanabileceği vurgulanmıştır. İslâm Dünyası'nı etkilemek amacıyla da bir bildiri yayınlanmıştır. Bu bildiride ise; İtilaf Devletleri'nin uygulamaları Haçlı seferine benzetildikten sonra, Hilafet Merkezi İstanbul'un işgalinin yalnızca Osmanlı Saltanatı'nı ortadan kaldırmak amacını taşımadığı, bütün İslâm dünyasının özgürlük ve bağımsızlığını ortadan kaldırmaya yönelik olduğu vurgulanmıştır. İtilaf Devletleri'nin İstanbul'dan sonra, Anadolu'da da yeni işgal eylemlerine girişmesini önlemek, İstanbul ile olan haberleşme ve ulaşımı güvence altına almak amacıyla askeri önlemler alma yoluna da gidilmiştir. İstanbul'un görevden aldığı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, 20. Kolordu Komutanlığı'na yeniden getirildi. Bir yandan, aralarında İngiliz Yüzbaşısı Rawlinson'un da bulunduğu Anadolu'da görevli İtilaf Devletleri subayları tutuklanırken, bir yandan da İstanbul'dan yapılması olası bir harekata karşı Geyve Boğazı'nda askeri önlemler arttırıldı. Demiryolları ve telgraf istasyonlarında da daha sıkı önlemler alma yoluna gidildi. Ekonomik bakımdan sıkıntı içinde bulunan Temsilciler Kurulu ise, 18 Mart'ta Temsilciler Kurulu Başkanı Mustafa Kemal imzasıyla yayınladığı genelgede; Osmanlı Ziraat Bankası Şubeleri ile Düyun-u Umumiye ve Reji İdarelerinin mal ve parasal varlıklarının,Temsilciler Kurulu'na bildirilmesini ve bu kuruluşların İstanbul'a para aktarmalarının önlenmesini istedi. İstanbul'un işgali karşısında Temsilciler Kurulu'nun belirlediği önlemlerin çoğu askeri ve idari organlarca uygulanmaya konulmuştur. Ancak, Konya'daki Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) ile Bandırma'daki Kolordu Komutanı Yusuf İzzet (Met) Paşalar bu karara uymamıştır. Edirne'deki I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşa ise, 16 Mart 1920'de İstanbul Hükümeti ile ilişkilerini kesmiş, bölgesinde sıkıyönetim ve seferberlik ilan etmiş, sivil yönetimi Kolordusu'na bağlamış, bankalar ve mal sandıklarındaki paralara el koyarak,Temsilciler Kurulu kararlarından daha sert önlemler almak yoluna gitmişti. İstanbul'un işgali, Balıkesir Kongresi günlerine rastladığı için, bu ilin tepkisi de büyük olmuştur. İşgal, 18 Mart'ta Balıkesir'de düzenlenen büyük bir miting ile kınanmıştır.Tümen Komutanı Albay Kâzım (Özalp) bir bildiri yayınlayarak, bölgedeki sivil yönetimi komutanlığına, dolayısıyla da Temsilciler Kurulu'na bağladığını açıklamış ve bu kararı Balıkesir Kongresi'ne de kabul ettirmiştir. İşgal Karşısında Saray ve Hükümetin Tutumu İşgal sırasında İstanbul'da, Salih Paşa Hükümeti işbaşında bulunmaktaydı. Hükümet işgal karşısında önlemler alma yoluna gitmemiştir. Ancak Salih Paşa İtilaf Devletleri'nin işgal bildirisine, bir anlamda kamuoyunun tepkisini önlemek amacıyla, karşı bildiri yayınlayarak yanıt verme yoluna gitmiştir. Bu bildiride vurgulanan ateşkes koşullarına göre; başkentte işgali gerektirecek herhangi bir karışıklık olmadığı, Anadolu eylemine de Yunan işgali, Ermenistan ve Pontus projelerinin neden olduğudur. Gerek Hükümet ve gerekse Harbiye Bakanı Fevzi (Çakmak) Paşa tarafından askeri makamlara gönderilen emirde ise, İstanbul'un işgalinin Yüksek Barış Konseyi kararı doğrultusunda yapıldığı, barışın sağlanabilmesi için sükun ve güvenliğin korunması, işgal hareketlerine karşı konulmaması istenmiştir. Sadrazam Salih Paşa, İstanbul'un işgali karşısında Ankara'nın tepki içine girmesini önlemek, İstanbul ve Meclis'in durumu hakkında bilgi vermek amacıyla, Meclis'in de onayıyla Ankara'ya gönderilecek bir Mebuslar Heyeti (Milletvekilleri Kurulu) oluşturmuştur. Oluşturulan bu kurulun Ankara'ya gidişi, Meclis'in çalışmalarına ara verme kararından sonra gerçekleşmiştir. 26 Mart'ta Sadrazam Salih Paşa ile görüştükten sonra yola çıkan bu kurul, Yusuf Kemal (Tengirşenk), Dr. Rıza Nur, Hoca Vehbi ve Abdullah Azmi'den oluşmaktaydı. Bu kurulu Ankara'ya getiren trende Celalettin Arif, Dr. Adnan Adıvar, Hüsrev Gerede, Cami Baykut, Yunus Nadi ve Halide Edip de bulunmaktaydı. Bu Milletvekilleri Kurulu İstanbul'a dönmeyip, Ankara'da toplanacak olan Büyük Millet Meclisi'ne katılacaklardır. Bu gelişmeler sırasında, Anadolu eylemine karşı yeni önlemler alınması isteklerini Hükümet'e kabul ettiren İtilaf Devletleri, Harbiye Bakanlığı'nı İngiliz Generali Schmalwolf'un denetimi altına aldıktan sonra Harbiye Bakanı Fevzi Çakmak'a bir emir yayınlattırmışlardır. Bu emir ile Tümgeneral Yusuf İzzet (Met), Anadolu'daki askeri birliklerin başına komutan olarak atanmaktaydı. Buna göre amaç; Anadolu'da Temsilciler Kurulu'nun arkasındaki askeri desteği kaldırmak, böylelikle Mustafa Kemal'i safdışı etmekti. Anadolu'daki bazı komutanların (Örneğin:12. Kolordu Komutanı Fahrettin Altay) atamayı kabullenip, 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet'in emrine girmesi karşısında, Temsilciler Kurulu önce, bu komutanları Anadolu eyleminin içine çekmek, bu olmazsa, onların yerine Anadolu eyleminden yana olan başka komutanların geçirilmesi çabası içine girmiştir. Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy'un girişimleri ve Salih Paşa Kabinesi yerine, İngiliz yanlısı Damat Ferit'in 5 Nisan'da yeniden hükümeti kurması sonucunda; Nisan ayı içinde önce Fahrettin Altay, daha sonra da Yusuf İzzet, İstanbul Hükümeti yerine,Temsilciler Kurulu'nun emir ve komutası altına girmişlerdir. 27 Nisan'da da Fevzi Çakmak Ankara'da Mustafa Kemal ve bütün milletvekillerince coşkuyla karşılanmış ve Birinci TBMM Hükümeti'nde de Milli Müdafaa Vekilliği (Milli Savunma Bakanlığı) görevine seçilmiştir. İstanbul'da ise işgal güçleri, özellikle eski İttihatçılara karşı geniş çaplı bir tutuklama kampanyası başlatmışlardır. İstanbul Komutanı Tümgeneral Ali Sait ile Anadolu eyleminden yana olan gazetecilerden Velit Ebuzziya, Süleyman Nazif, Celal Nuri (İleri) ve Ahmet Emin (Yalman) tutuklandıktan sonra Malta'ya sürgüne göndermişlerdir. Kuva-yı Milliyeciler'in Asi İlan Edilmesi İtilaf Devletleri, Salih Paşa Kabinesi'ne Mustafa Kemal'i ve Kuva-yı Milliye yöneticilerini asi ilan ettirmek için büyük çaba harcamışlar, ancak başarılı olamamışlardı. Salih Paşa Kabinesi, 2 Nisan'da bu baskılar karşısında istifa edince, hükümeti kurma görevi Damat Ferit'e verilmiştir. 5 Nisan 1920'de dördüncü defa Sadrazamlığa getirilen Damat Ferit, Anadolu eylemini ortadan kaldırabilmek için,10 Nisan'da Kuva-yı Milliye'yi bir isyan hareketi olarak suçlayan bildiri ile asilerin öldürülmelerinin şeriat yönünden gerekli olduğuna ilişkin Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'ın hazırladığı fetvayı, İngiliz uçaklarıyla Anadolu'nun en uzak köşelerine kadar attırmıştır. Hükümet bildirisinde, Türk Ulusu'nu 1. Dünya Savaşı'na sokanların şimdi de çıkar sağlamak için fitne ve fesada yol açtıkları, halktan zorla para ve asker topladıkları, vermeyenleri cezalandırdıkları vurgulandıktan sonra, bu kişilere kananların bir hafta içine pişman olduklarını bildirmeleri halinde affedilecekleri, diğerlerinin ise şiddetle cezalandırılacakları belirtilmekteydi. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah fetvasında ise; Kurtuluş Savaşı'nı örgütleyip yönetenlerin yüce Halifelik makamına ihanet ettikleri, bu nedenle de ülkede fitne yaratmaya çalışan bu asilerin öldürülmelerinin dince gerekli olduğu vurgulandıktan sonra, Halife Ordusu'na katılarak asileri(Kuva-yı Milliyecileri) öldürenlerin gazi, asilerce öldürülenlerin şehit sayılacağı belirtilerek Anadolu insanını birbirine kırdırma eylemine başvuruluyordu. Meclis-i Mebusan'ın Dağıtılması Başkent'in işgali ve işgal kuvvetlerince Meclis'in de basılarak Anadolu eyleminden yana olan Mebusan Meclisi üyelerinden Hüseyin Rauf (Orbay) ile Emekli Albay Kara Vasıf'ın tutuklanması, Meclis'in 17 Mart oturumunda şiddetle protestolara neden olmuştur. 18 Mart'ta ise, Rıza Nur ve 16 milletvekili arkadaşının verdikleri "güvenli bir ortamda görev yapma olanağının doğmasına kadar ,meclis görüşmelerinin ertelenmesi" önergesi kabul edilerek, Mebusan Meclisi çalışmalarına ara vermiştir. Padişah'ın atadığı üyelerden oluşan Ayan Meclisi ise, işgale ve tutuklamalara aynı tepkiyi göstermediği gibi, Mebusan Meclisi'nin tatil kararına da karşı çıkmış ancak tartışmalar sırasında salonda gerekli çoğunluk kalmayınca Mebusan Meclisi'nin aldığı "çalışmalara ara verme" kararı konusunda herhangi bir karar alamamıştır. Mebusan Meclisi'ndeki tepkiler, kimi milletvekillerinin Anadolu eylemine katılmak için Ankara'ya gitmeleri, Padişah ve İngilizler tarafından benimsenmediğinden Mebusan Meclisi'nin Anayasa'nın 7. maddesine dayanarak Padişah tarafından dağıtılması kararının alınmasına yol açmıştır. 11 Nisan 1920 tarihli bu kararda, Mebuslar Meclisi'ni dağıtma gerekçesi "zorunlu siyasal nedenlere" dayatıldıktan sonra, 4 ay içinde yeniden seçimlere gidilerek, yeni bir parlamentonun oluşturulacağı vurgulanmaktaydı. Ancak artık İstanbul'da yeni bir parlamento toplanmasına gerek kalmayacaktı. |